|
01 Ocak 2010, Cuma
saat: 05:05
güncecim, yeni yıla nöbetçi olarak girmeme bir saat yedi dakika kalmışken bir şeyler yazmadan edemiyorum. yanımda gece yarısı öpüp "hadi iyi seneleer" diyebileceğim tek şahsın Kahve olduğu bu gecede gene de yeni yıla klinikte girmektense evde ezik olarak girmenin bin defa iyi olduğunu düşünerek halime şükrediyorum. elimde şarap kadehi yerine çay bardağı, baş ucumda lanet nöbet telefonu, felsefe yapmayan godoş olsun diyerek bu satırlara başlıyorum... değişenler ve değişmeyenler sadece zamanın geçişini belirleyenler. değişmedikçe varız ve değiştikçe yaşıyoruz. kanca uçlu tekne demiri gibi sabitliyor bizi zamanda değişmeyen parçalarımız- ki sadece karakterlerimizin küçük parçaları sabit olan, bunu fark ediyorum, diğer her şey gelip geçiyor. insanlar, mekanlar, eşyalar kalıcı değil. gene de her dikkatimi çektiğinde içim ısınıyor... küçük şeyler, basit şeyler. çaykur turist çayı değişmiyor mesela, bavulsuz patagonya'ya gitsem gene de götürürüm. kafeste tekerleğinde koşan farecanın rengi, adı değişse de her gece arka planda duyduğum tıkırtı değişmiyor. (bunların hepsi maratona hazırlanıyor mübarek.) zeytinin rengi, ekmeğin tadı biraz farklı olsa da gece geç vakit acıkınca zeytin-ekmeğe saldırmam değişmiyor. gittiğim her salonda cimnastik minderinin kokusu, mayomdaki tebeşir lekeleri, saçıma yapışan sünger parçaları aynı mesela. baktığım pencere farklı olsa da sokak lambasının ışığında yağan karın bana verdiği his hep aynı. yattığım yatak farklı olsa da battaniyem, gece çoraplarım, Maghin değişmeyen şeyler, demirbaşları uykularımın... çorbaya attığım nanenin tadı, annemin bahçe lavantasının kokusu, içim çok darlandığında aldığım kinder sürpriz yumurtalar aynı. yeni bir yıl, yeni bir şehir, yeni bir hayat. ama ben gene aynı hamam aynı tas günce, aynı hamam aynı tas... | ||
|
|
||