01 Ocak 2010, Cuma
saat: 22:45


Umutlu bir geçmiş yılın ardından kırgınlıklarla gömülü bir yıl oldu... Her yol kendi seçimlerimiz üzerinden şekileniyor... Seçilen yola dair tercihlerimize saygı duymaktan gayrı yapıcak bir şey kalmıyor bi noktadan sonra... Ve içinizde kırgınlıkları onarmaktan yanada tabi...


Bütün bir genele baktığımda hayata dair tek bir noktada kilitlendiğimi farkediyorum, kendime temiz kalabilmek ... Bu koca bir başağrısından ve yürek sancısından öte bir şey getirmese de, durduğum yer itibariyle hoşnutluktur benim için... Dostlarımdan, arkadaşlarımdan, sevgilimden , hayattan yana... Çuvaldızı önce kendime batırmayı öğrenmişim ben... Bazen çuvaldızı kaçırıyordum , yorgan iğnesi falan arıyodum... Şimdi çuvaldız kafi gelebiliyor... Birini yol ortasında bırakmak diye bi bilgi yok mesela bende , genlerime öyle bir bilgi sinmemiş... Ne dostlarımı terk edebildim ne sevgililerimi... Görüşmediğim dostlarım yokmudur vardır elbet... Butun haklılığı üzerime alıp tüm benciliğimle öyle görüşmemişimdir ama... Yahut en sorulası soru şudur insan bir sevgilsini terk etme becerisini gösteremez mi diye... Yoktur efendim... 30'lu yasları aşmış olmak itibaryle ,herhangi bi terk pozisiyonuna bu gune kadar düşememişimdir... Bu normalmidir , yok efendim degildir... Problemli bir durum mevcuttur... Gel görki sevdim dediğim nokta da topyekun bütün bir hayat anlamsız gelebilmektedir... Aşktı ya şunca kirliliğin içinde tek sığınılası nokta, o bakımdan , tek temiz kalan mevzu kıvamı... Oysa yine basitçene aşkta bu hayatın dısında değil elbet ... Senin bu nokta da kıçını yırtmana dair verdiğin cümlelerin her hangi bir anlamı elbet yoktur... Zira senin kutsadığın , öteki taraftan zorunluluklar sinsilesine gömülmüştür, yok kimseyi suçlamıyorum, gidenide suçlamıyorum , kalanada niye kaldın demiyorum diyemiyorum... Ayıptır sorulamz o soru bizde o bakımdan... Ama bir noktadan sonra söz tükeniyor işte ve anlamaktan yana başka seçenek kalmıyor... Seçimlerimizle öğreniyoruz hayatı belki, biraz el yordamı yani... Bazen sağa savruluyoruz bazen sola, bir vakit sonra küt diye ayakta durmayı öğreniyoruz... Bu da bi emekleme süreci... Ve güzelim diyalektik burda da kendini gösteriyor efendim... Dolayısıyla öğreniyoruz efendim... Ağır aksakta olsa , kaplumbağ misali...

Kaplumbağ ağırdır, yavaştır ürektir, ama gidiceği varıcağı yolu bilir... Benimkide o misal galiba... Kaplumbağ kadar kesinlik barıdırmıyorsamda hala içimde bir yoldan çıkma güdüsü mevcutsada bu ağırlıktan ve varmak istediğim yerden yana şikayetçi değilim... Anlamsızca akan o hızlı hayat dediğimiz nananeden daha soluklu ve nefes alınabilir bir durumdur bu... Aslında ihityacımız olan o hıza kaptırmaktan ziyade durup bir bakmaktır...

Her neyse efendim... koca yıl itibariyle işten yana bir düzene kavuşsamda hoşnut elbet değilim, ama o küçük beynim başka türlü evriliceğimi söylemekte bana... Marim'den yana yine hastanlerle dolu bir yıl oldu, gel görki dimdik ayaktadır, hayat ahvalindeki en büyük güzelliğimdir kendileri, ve varlığından dolayı şürettiğimdir... Başımdan eksik olmasın diyorum...

Yeni yıldır adettendir, dolayısıyla bir kez daha diliyim herkese emekten ve sevgiden yana bir dünyayı...



istanbul
hosting