|
03 Ocak 2010, Pazar
saat: 14:09
bazen facebooktan cidden nefret ediyorum. görmemem gereken kimseleri pat diye önüme çıkarması ve durduk yere canımı acıtması gerçekten sinir bozucu! hani merak edip de adını aramaya bile çabalamadığım birinin arkadaş listemin %80iyle ortak olması komple hesabımı kapatma zamanının gelmiş olduğunu gösteriyor. facebook tan önce ne yapardık biz? bilgisayarı açmak için sebebimiz neydi bu site ortaya çıkmadan önce? öfff her neyse... yılbaşını anlatmak için açmıştım bu kalbinden temiz sayfayı benjamin. tahmin ettiğim gibi aşkımın kollarında ve süper mutlu girmiştim yeni yıla ki tam da havai fişekleri izlerken kedinin hiçbir yerde olmadığını farkettik. evet tam tepemizde patlayan ve yeni yılın ilk saniyelerinde bize süper romantik anlar yaşatan havai fişekleri izlemek uğruna kedinin yok olduğunu farketmedik bile. evin altını üstüne getirdikten sonra 4. kattan aşağıya atlamış olduğuna kanaat getirip o kör karanlıkta gözyaşları içinde aşağıya indik. aramalarımız hiç bir sonuç vermedi ve eve aslında tam bakmadığımızı farkettik ama orda da yoktu. kabus gibi bir yılbaşı, yor yolgunu gergin sinirler, ağlamaktan helak olmuş gözlerim ve saat 00:17 de kedimiz ortaya çıktı noel baba gibi. patlayan fişeklerin korkunç gürültüsünden korkmuş ve mutfak dolabının altındaki en ücra köşeye sinivermiş minicik gövdesiyle. zor kendine geldi kedicik ama ben hayatımın en güzel yılbaşı hediyesini kedimizin yaşıyor olmasıyla aldım zaten. şu kaza yapan tren biletini son anda değiştiren ve eve dün akşam dönen abim ve eşi hala şoktalar. tereza kayıplara karıştı. ulaşamıyorum veya ulaşılmak istemiyor bu sıralar. sevgilisiyle başbaşa kalmak istemiştir belki bilmiyorum. düzen kurmak ne de zormuş... misafirler dün akşam itibariyle geldiler osmaniyeden. ağırlama faslı sürmekte hadi bakalım. dışarıda karla karışık yağan yağmur ve düşen yıldırımlar sinirimi bozamaz bugün. sadece garip hissediyorum, o da geçer.... | ||
|
|
||