|
07 Ocak 2010, Perşembe
saat: 11:59
bir şarküteride çalışıyorum, önünde masalar var, aldıklarını yiyebiliyorsun orada. alsancak'ta talatpaşa üstünde bir dükkan. hatta uyuz vakıfbank'ın yeri. bilinçaltım onu da yıkmış atmış, gıcığım ya, takdir ettim bak. kapatıyoruz dükkanı, annem, babam, ı. amcam da önde yemek yiyorlar. ben de işimi halledip oturacağım onlarla. arka masada da 3 kişilik bir aile var. bizim aldığımız donmuş hamsilerden almışlar, çıtır çıtır yiyorlar. bizimkiler bildiğin hamsi görünümünde ama onlarınki böyle yuvarlak mısır cipsleri olur ya, öyle. bize de ikram ediyorlar. "bu nasıl böyle oldu" diyoruz, "paketten öyle çıktı" diyorlar. ben oturup bütün hamsi paketlerine bakıyorum dondurucudaki, hiçbiri öyle değil. bu arada amcam "bak evinde hiçbirşey yok, al lazım olanları" diyor. bir de kola kutusu atıyor. ona takılıyorum nedense. "ben kola içmiyorum artık" diyorum. sonra bir araba dolusu insan geliyor dükkana. ben kapatmışım temizlik yapıyorum. "kusura bakmayın kapalıyız" diyorum. ön kapıyı kilitleyip dışarı çıkıyorum. bir bakıyorum bunlar yan kapılardan içeri girmişler. onu bunu didikliyorlar. rüya boyunca köşe kapmaca gibi onlarla uğraşıyorum. sürekli aileden başka birileri içeri girmeyi başarıyor. bense yalvararak kapattığımızı, satış yapamayacağımızı, dükkanın bana ait olmadığını, elimden birşey gelmeyeceğini söyleyip dursam da adamlar çekirge gibi birşeyler alıp duruyorlar. en son bir şekilde hepsini çıkarıyorum dışarı. o sırada izmir büyükşehir belediyesi'nin iki yanı açık 3 vagonlu lacivert gezi treni (yapsınlar böyle bir şey) geçiyor. gündoğdu meydanı'nda konser varmış, onu anons ediyor. bunlar onu duyup apar topar konsere gidiyorlar. gitmeden önce bu sefer de yine içeri gizlice girip tuvalete çıkıyorlar üst kata. bizimkiler de o sırada arabayı almak için eve gidiyorlar. ben dükkanı tamamen kapatmış oturuyorum masada. bu sırada gitar çalan bi adam geliyor. türk değil. elinde bir kutu, para topluyor. ben masaları toplarken bu da bi yandan şarkı söyleyip yanımda dolaşıyor. söylediği şarkıyı biliyorum ama çıkaramıyorum bir türlü (herzamanki gibi) en sonunda buluyorum: "sinatra'dan modern bu !" (yok böyle bi şarkı !) adam gülümsüyor. sonra babamlar geliyor. annemle amcam sanırım diğer arabada, adam ön koltuğa oturuyor, ben önde, ayaklarım sürücü tarafında kıçım ortada (ohhhş vites) öööyle bir garip şekilde oturuyorum. babam inatla arabaya binmiyor. kapı açık arabayı iterler ya o şekilde yürüyor. direksiyonu ben tutuyorum yandan yandan. sonra önümüze aksiyon filmi gibi sürekli bir yerden arabalar uçuyor. ben zar zor yetişen ayaklarımla gazı freni kontrol etmeye çalışıyorum. sonra kocaman bir coca-cola kamyonu önümde takla atıp yan şeride düşüyor, ondan da kurtarıyorum. dik bir yokuşa geliyoruz, öndeki araba çok yavaş. vites değiştirmek zorunda kalmayayım diye soğuk terler döküyorum. kayıp gideceğiz yoksa. ayağım debriyaja yetişmiyor zaten oturduğum yer de malum. bir şekilde yokuşu da çıkıyoruz. inişe geçiyoruz ve inişin sonunda bir otelin girişi var, biz de nedense oraya gidiyoruz. aldığımız darbelerden, garip manevralardan sonra airbag açılmış, nasıl olduysa tam da benim oturduğum yerde. ben onun üstünden yolu görüp sağ salim durmaya çalışıyorum. yokuş aşağı çok hızlı gitmeye başlıyor araba. babam hala aynı şekilde yürüyor bu arada. hiçbir değişiklik yok. bunca şey olurken de bir yandan adamla sohbet ediyoruz. evli olduğunu, karısının türk olduğunu, arsenal'de (öyle bir şehir varmış) yaşadığını öğreniyorum. ben ingilizce ne sorsam türkçe cevap veriyor ve benim ingilizcem kesinlikle anlaşılmayan bir dil gibi çıkıyor. tam otelin önüne geliyoruz. herkes çok şık, benim üstümde bi şort bi tişört. teyzemi görüyorum, yanında genç bir kızla oturuyor. kıza "aslında saçı vardı bizim kızın" diyor. dikiz aynasına bakıyorum bütün saçlarım gitmiş. sonra uyandım, koca bir bardak su içtim ! | ||
|
|
||