|
07 Ocak 2010, Perşembe
saat: 12:40
ne düşüneceğimi, ne söyleyeceğimi, ne yazacağımı, ne yapacağımı artık kestiremiyorum, aslında yalan ama beni bağlayan çok şey var ve ben bunlardan nefret ediyorum. elim ve ağzım gitmiyor yazıp konuşmaya. öyle biblo gibi durayım istiyorum sadece bir yerde. her gün ayrı yük bindiriyor üzerime zaman. akşam denizli'ye uçuyoruz kardeşimin yarınki yemin töreni için. akşam dediğim saat 6 da ama babam 4 gibi evden çıkaracak bizi biliyorum, yine mal gibi bekletecek havaalanında. gerçi buradan yeşilköy e trafik olma ihtimali var. bende makineyi ve çantayı toplamaya kadıköye geldim. 1 saate çıkıp, eve döneceğim banyo manyo derken zaten dingil zaman geçecek. önce bir kahvemi içeyim sonra toparlanacağım ama kaldıramıyorum kıçımı, yorgunluğun eli üzerimde. çekmek bilmedi şerefsiz, bu kadar taciz edilmez bir insan. kapıdan girince flaşların yanında duran seramikleri gördüm delirdim yine. şanssızlığıma içerliyorum durmadan. yakalarsam kırıcam bacağını be şeytan, kork benden. masayı beyaz almakla hata mı ettim acaba zamanında, sigaralar sürekli kültablasından düşüyor ve yanık izi dolu şu an. enteresan bir yüzeye sahip oldu artık, küller, yediklerimin kırıntıları, mandalina kabukları vs. ıvır zıvırlar. her yeri çöpe çevirdim. temizlemeye üşeniyorum. hareket edecek yer olsun diye yer açayım yeter diyorum hergün. mandalina diyince aklıma geldi. dün biri için aklımdan "mandalinam" diye geçirdim. sonra düşündüm ne pis bir kelimeymiş aslında. mandalinam, sonra ancak sana yaraşır böyle ifade edebilmek zaten diye ayar verdim kendime. bilgi ne kadar tahrik edici, bilgisini cilalayan zeka ne kadar albenilidir. bilgiye sahip kişi farkında değilse bunun, bilmeyeni için tam bir güç haline geliyor bu. sömür sömürebildiğin kadar. tam bir pisliğim. ve açım. adamlara böreği ısıtır mısınız dedim, ılık anladı herhalde. zorla yiyebildim. neyse kahvemi içip hareketleneyim ben. | ||
|
|
||