|
07 Ocak 2010, Perşembe
saat: 19:56
Kimin bu sokaklar, bu büfe bu gazete bu elektrikçi bu çekiç bu otomat bu apartman kimin, jetonlar, biletler, dönerler barlar biralar müzikler okanlar aptallar karılar kimin. Herifler İyiler kötüler ıssızlar sakın ha adamlar, tezgahtarlar satıcılar aileler , maçka parkı, dolmabahçe, dondurmacı, köşedeki esnaf, bir üst kata taşınmış terzi, havlu yıkayan berber, sokaktaki it, denizdeki veya masamızdaki balık, bu rakı bu kavun bu muhabbet kimin, kimin eminönünde, oturan tutan namaz kılan para çalan tohum eken sülük sokan papağan bakan kahve alan , kimin nimet abla kimin barış manço vapuru, kimin bu amerika defol kimin galatasaray kimin bu nesi, kimin the tost? Benim değil. Benim olan, Niteliksiz İnsan ve İngiliz Posta Arabası(B aldı). Arkaya bir portekiz mektuplarını bir dickensı sıkıştırsam, el ele tutuşup Kazım Taşkent, geldiysen şu çeviriyi de yapsana diyebilirim. Çevirecek bir şeylerin olduğu zamanlar ne güzel. Hep yazsın ben çevireyim. Öyle güzel bir his ki. Hele berlin de vertical mutfakta. Uzunlamasına otururken ben. Ama değil başkası, dostlar, o yazsın, o yar yazsın ben dinleyim. Çevireyim. Çevreyim. Başa döneyim. Dün ilk kez ikiden fazla türk aynı anda aynı odadaydı. Bu kalabalığı fırsat bilen yadigar halkı hemen bize daha yakın olabilmek için bir bahane uydurup kendini karakola atmayı da başardı ya. E yadigar ben sana ne diyim. Hep açıyoz ya camları. Evet fıkralarla yaşıyorum Türkiyem ve Orwo hele bana bir su getir. Ama su burda değil. Öyle mi. Hıı. Orwo bana içerden bir su getir. Hı. Okuyamıyorum, yazamıyorum ama bugün anladım ki bunların gittiği yerlere temizlik fonksiyonu yerleşmiş. Hep temizlik olsa da ben dönsem. Oh. Dün İtalyan şarabını hatırlıyorum. Bir de bakanlık başvurularını. Yine mi kaçtı Hüsnü? 2 rakamla valla bu sefer abi. | ||
|
|
||