12 Ocak 2010, Salı
saat: 11:07


Cumartesi sabahı, soluğu iş çıkışı ablamda alıverdim, direk metrobüsle karşıya geçmektense uzatıverdim yolu, sırf motora binmek boğazın sularında bir deniz havasında yasağa inat sigarayı tüttürebilmek adına... Önce zincirlikuyu sonra beşiktaş ardından üsküdar...

Ne zamandır geçmiyordum ben o taraflara... Geçmekte çok istemem aslında , o tarafların iyi hatırlattığı çok fazla bişiy yok zira... Bu sefer de bir vedayı barındırıyordu ... Gene hayırlı değildi yani... Köpeğimle vedalaşıcaktım 14 yaşında kanser olan bir rus finosu... İki ameliyatın ardından veterinerin artık dokunmayın dediği kızım benim...

Ablam ilk getiridiğinde el kadardı bize , Mari'nin bir eve bir köpek yeter deyişine rağmen , altı yıl bize kaldı... O vakitlerde içine etmedik halı bırakmamıştı sanırım... Koklata koklata ve gazete kağıtlarıyla bütün halıların içine etikten sonra nihayet gazte kağıdına , sonra bahçeye , ardından bahçenin kapısı kapalıysa burnunu sürte sürte açsana kapıyı ulan demesini öğrendi... O dakika itibariyle Mariden yanada prim yaptı bu öğrenme... Evin kızıydı artık... Mari içinse doyurlması gereken bir boğaz dahaydı, torun sevgisinden muzdarip annem için biçilmiş kaftandı... Şekerim sürekli açtı zira... Benim içinse bi sevgi öbeği ve evdeki sorumluluk, evet evde bir köpeğiniz varsa bu mutlak bir sorumluluktur efendim... Dışarı çıkmak ister , karnın doyurulmasını ister , size sevgisini sunmak ister , sevilmek ister ve bütün bunlar için sabahtan akşama kadar yolunuzu gözler... Bu öyle bir yol gözelme halidir ki , bütün ayak sesleri dışında sizin ki ayırt edilebilinir, yahut arabanız varsa motorun sesi bilinir ... Ve tezaruhat için pozisyon alınır. Bir tek yatalak haliyle babama yaranamadı kolay kolay, gel görki bu konuda sabırlıydı, evde yanlızken tek yardımcısı oydu babamın, zorunlu bir kaderleri vardı ... Ama kızım için önemli bir işti bu... Hasta olduğunun gayet farkındaydı , dolayıyla kolanmalıydı, evde yanlızken yanı başından ayırlmamalıydı, her düşüşünde ortalığı birbirne katmıştır kendileri, komsular sağolmustur ve yedek anahtarla babayı yatağa yerlestiri vermişlerdir... Bir seferinde sesini duyuramınca daha doğrusu komşular evde olmayınca iki saat boyunca başından ayrılmamıştır benım kızım... muhtemelen Lessiy sanıyodu salak kendini...

O vakit sevgiden muzdarip babam içinde bir kırlma noktası oldu sanırım... Şeker iyi bir arkadaştı arada uzanıp sevilebilirdi,bu şeker içinde iyi birşeydi , zira iyi bir ödül bulmustu.... Evde olduğumuzda kapının önüne sandelyesiyle birlikte çıkartığımızda artık oda sokağa belleşten çıkabilirdi... Babamın ayağnın dibinde oturabilirdi, hatta arada şöyle bir tur atabilip geri dönebilirdi... Kollama görevi bu sefer paylaşılıyordu , babamda onu kollamakla yükümlüydü artık...

Altı yıl böyle geçti sanırım, önce babayı kaybetik sonra marinin hastalığı ve şekerin artık sadece yazları bize gelişi... Bir nevi yazlıktı artık burlar onun için, ardından yaşlıkla karnın altında çıkan ilk kist ilk ameliyat sonra ikincisi, en sonucusundaysa artık yapılıcak bişiy yoktu ...

Gitiğimde şaşkın şaşkın oturuyordu, belli ki canı yanıyodu, o doymak bilmeyen kızım yemek yiyememekten muzdaripti, neresine dokunsam kistten bi parça elime geliyordu, her dokunduğumda canı yanıyodu, bir tek başını sevebildim, bir tek orda canı yanmıyordu... Sadece biraz su içirebildim... Sonra biraz daha sevip çıkıverdım...

Bu gün ablam haberi verdi...

istanbul
hosting