|
13 Ocak 2010, Çarşamba
saat: 17:51
her sene yaşgünüm onun ölümünün acısına karışıyor, hrant dink'in sokak ortasında katledilişinin acısına. üç yıl oldu, ama hatırlamak hala beni gözyaşlarına boğuyor. onu mahkeme kapılarımda yalnız bıraktık. evet biz hep birlikte yaptık. o mahkeme kapılarında hrant dink tek başına kerinçsiz'lerin, veli küçük'lerin karşısındaydı. onların tehditlerinin, salanan parmaklarının, akıllı ol'larının arasında bir başına bıraktık. o davalara binlerce kişi olup, örgütlenip gitmeliydik, gitmedik. o köpeklerin karşısına dizilip siktirin gidin lan demedik. biz o sırada ab'ye karşı olunması gerektiğini ve hrant dink'in de ona karşı olmadığını, liberalizme mesafe alınması gerektiğini ve orhan pamuk'un ona mesafe almadığını, ermeni ve kürt sorunun etnik sorunlar olduğunu, asıl olanın işçi sınıfı mücadelesi olduğunu ve elif şafak'ın da ona çok uzak olduğunu konuştuk. biz, adına türk solu denen ucube, kendi şizofrenik dünyamızda debelenirken ve birbirimize ne kadar devrimci olduğumuzu ispat etmeye çabalarken faşizmin menziline bizim değil de en çok onların girdiğini göremedik. bedelini tasfiye olarak ödüyoruz, hakettik. oysa onu tanıyordum, ödp kadıköy ilçede dinlemiştim ve samimiyetine ve inandırıcılığına ve tatlılığına hayran olmuştum. onu tanıyrdum oysa, agos'u çıkarmak için gösterdiği insanüstü çabaya tanıktım, her insanı ayrı bir evren kabul ederek muazzam bir iyi kalplilikle onları tek tek nasıl dinlediğini ve nasıl anlamaya çalıştığını gözlerimle gördüm. ve o mahkemelere gitmedim. kendimi, kendimizi bununla ilgili asla affetmeyeceğim. 19 ocak'ta 14.30'da Agos'un önüne, 19.00'da Taksim Meydanı'na gelin, yetim bir halkın yetim bir evladına sahip çıkmadık, onu hep birlikte öldürttük, katlinin takipçisi olmazsak iki cihanda da mutluluk yüzü görmeyeceğiz, bunu biliyorum. | ||
|
|
||