14 Ocak 2010, Perşembe
saat: 17:25


bilmediğim bir şeyi kendime nasıl öğretebilirim diye düşündüm durdum tüm gün . kendimi kandırmak için defalarca kullandığım cümleyi tekrar nasıl kullanabilirim bilmiyorum . kendime olan saygım uzun zamandır ortalarda yok . nerede unutmuş olabilirim diye düşünmeyi de bıraktım , bırakalı çok gece oldu . kendimi bu süregelen kısır döngünün orta yerinde kaybolmaya terk ettim . işin sonunun nereye varacağından habersiz kırmaya devam ediyorum kırılarak . belki de artık boşa hamle yaptığımın farkında olmanın getirisidir bu boşvermişlik . öyle çok yerle yeksan oldum ki artık ayağa kalkmak o kadar da zor değilmiş gibi geliyor . hiç bir doğruluşum ayakta gibi hissettirmedi bana kendimi . belki de bundan .

düşeceğini bile bile yürümek bir yere vardırmıyor insanı . düşeceğin anı kollarken sağdan soldan insan manzaralarına vakit ayıramıyorsun , tetikte olmak bir şeylerin avuçlarından kayıp gitmesine neden oluyor anlayacağın , hayat gibi örneğin , verilebilecek en basit ve en karmaşık örnek gibi .

kendime "kırılmamayı" öğretmek istiyorum , bilmediğim bir şeyi öğretmekten kastım buydu . sağlam bir duvar örmeyi başaramadım hiç . hayatımda bunu başardığımı zannettiğim bazı dönemler oldu ama anladım ki hiç bir zaman tam anlamıyla nasıl yapılacağını öğrenememişim . bunu ilk kez , karşı taraftan gelen ve bir hastalıkmış gibi sol yanıma yapışan o cümlelerle farkettim . onların üzerinden cümleler , paragraflar hatta sayfalar geçmesine rağmen , şu yaşadığım zamanda üzerini toz kaplamamış tek bir lanet anı olmamasına rağmen , dudaklardan yeni dökülmüş gibi duruyor o cümleler daha hala bugün . ve tek bir teselli sözcüğü bile bulamıyorum onun o sürekli hareket eden kaslı çenesinde . avuçlarımda cümlelerle , dökülür diye bekliyorum , belki de sadece bir cümle ama olmuyor , dökülmüyor , sıkılıyorum , çok sıkılıyorum ,
beklemekten sıkılalı beri de yazıyorum artık .

istanbul