14 Ocak 2010, Perşembe
saat: 17:53


kendimi günlerdir yirmi beş sayfaya hazırladığım için, istenilenin sadece 2500 kelime olduğunu keşfettiğimden beri, ki kendisi demine tekabül ediyor, birdenbire rahatladım. şimdi sadece boş evin, dikkati dağıtacak hiçbir şey olmamasının ve birkaç şarkının tadını çıkarıyorum.

son zamanlarda gittikçe nadirleşiyor, ama hala birdenbire bir coşkuya kapılıyorum. hala bir işim yok. daha doğrusu iki ufak çeviri anlaşmam var, çok az para geliyor ikisinden de. yine de bir ev tuttum. ya da oda demeli. içinde bir tuna yaşıyor. ama iki haftaya ben yaşıyor olacağım. düşündükçe keyifleniyorum. ekmek almayı unutturacak güzel havaların gelmesini bekliyorum. dün müşfik kenter'in şiir okumasını dinledik de bir ara. bazı insanlarda, birkaç şair ve müşfik kenter'de belki de, nasıl bir coşku var yahu diyorum, mutlu oluyorum. birdenbire bir toz bulutuna dönüşmeyi yürekten istediğim anlar da olmuyor değil, ama bence yine de iyi direniyorum.

az önce, bir zamanlar yazdığım bir iki şeyi bulmak için, bilgisayarda kayıtlı olan ve adı tanıdık gelmeyen her dokümanı açıp kapatırken, hayatımda kaydettiğim belki de tek msn konuşmasını buldum. internetin bir köşesinde abuk bir şekilde denk gelip, kaygısız iddiasız iki sohbet ettiğim bir adam, sohbetin en sonunda, halihazırda filipinler'de yaşayan aşık olduğu o kadını kendine aşık etmek için yanına gitmeye karar veriyor. o konudan hiç konuşmamışken hem de. sırf sohbetin coşkusundan. ben de sohbeti her hatırladığımda kendimi çok iyi hissetmeye başlıyorum. bazen bir insanla kendine dair güzel birşeyi sana keşfettirmesi için çarpışıyorsun sanki, sonra da gülümseyip yoluna devam ediyorsun. bu da onun gibi birşey. beni tanımayan insanlar bile bana inanıyormuş. bir zamanlar değil hem de sadece. o zaman seviniyorum. dünyanın tek suçlusu ben olmuyorum artık. bir kadının piyano başında kendinden geçmesinden nasıl tat almaya başlıyorum. bir sokak köşesindeki o akordeonlu hayalleri yeniden kuruyorum.

vaktin birinde, bana yaşımdan büyük şiirler okutmaya kalktıkları bir zaman, beni çalıştıran hocanın söylediği "en sevdiğin meyveyi ağzının içinde evirip çeviriyormuşsun gibi düşün" cümlesine kendimi çok kaptırdığım için, birşey çiğniyormuşum taklidi yapmaya başlayıp hocanın benden bütün ümidini kesmesine neden olmuşluğum var. duvara bir kuş kazıyıp her gece içine girip başka bir macera yaşamışlığım da. hala çok komik dans ediyorum. daha doğrusu, dans etmeyi şebekliğin bir başka türü olarak algılamamayı bir türlü beceremiyorum. ankara'daki birkaç arkadaşımı çok, çok özlüyorum. birkaç şarkıyı o kadar çok seviyorum ki, bir gün sırf bunlar yüzünden akordeon çalacağım. birisi benim anlattıklarım yüzünden gülüyorsa, canım o an ne kadar sıkkın olursa olsun, birden tarif edemeyeceğim kadar mutlu oluyorum. memnun oldum... bir feminist aktivistler toplaşmasına katılan bir arkadaşım, daire olacak şekilde dizildikten sonra, herkesin sırayla kendini tanıtmasını ve neler yaptıklarını anlatmasını dinlerken, ne güzel ne şahane şeyler sıralamaları altında ezilirken ve sıra kendisine geldiğinde ne söylemesi gerektiğini bir türlü bulamazken "merhaba, ben eda, orospuyum" demeye karar vermiş de, son kısmını söylemekten vazgeçip üç kelimeyle özet geçmekle yetinmiş en sonunda. şu an dışarı çıksam ve daire şeklinde dizilmiş, başkalarına kendilerini anlatan insanlara denk gelsem, ben de bunları söylerdim herhalde. memnun oldum.

istanbul
hosting