15 Ocak 2010, Cuma
saat: 23:08


Heinrich Heine demiş, Holland is always fifty years behind the times, so if I hear the world is about to end, I’ll go to Holland.
Klezmer-at the rabbis table albümü, tabii ki by kabalas-online radio/kedi dışarıdan geldi. Böylece hiç çekinmeden veteriner sorduğunda cinsi nedir diye, bilmem siz bir bakın isterseniz bence normal kedi değil, jew kendisi diycem.
I am a ser...I am se... I am trying to be serious man.
Dün de anti christ izledim. Epizodlu lars von goyalı şato gibi. Gece yatarken de hangoverı açıp kendimi vegas hariç rüyalarına saldım.Gerçekten Amerikalıların hiç mizah anlayışı olmadığına şaşmamak gerekiyor. Hemingwayde bunun erken farkındalığına girip beynini dağıtıyor kanaatimce. Hiç komik olmaz mı bir halk, biraz komik olun lütfen. Komiksiniz çünü, kötü esprilerle sanki değillermiş gibi görünmemeli bence.
Su şişesini açan ahtapot-hürriyet
Camii başında bıçakladı, başında ölmesini bekledi-hürriyet
Sol elime kırmızı ojeler sürdüm.
Tuvaletin ışığı, yanıp sönüyor, yaptırdım hala yanıp sönüyor. Üstelik M diş fırçalarını kedinin kumuna düşürdü. Üstelik uzun uğraşlar vererek haftalardır sıçabildiği ilk güne denk geldi.
Dolabın arkasında, ıvır zıvır isimli bir garip yerden ayaklı lamba alırken, oval bir tahta üzerine mavi yağlı boyalı bir totem kadını resmi aldı sevgilim bana evet dolabın arkasında. Duvarda etrafı siyah bantlarla kaplı her tarafı buruşmuşluktan kabaran bir van gogh asılı.

Gel biz de işe başla madem öyle dedi demirci. Nasılsa boyadan anlıyorsun. Astarım iyi, üzerine çalışmam lazım dedim. Astar yeter dedi. O da varoş mesihi gibi bir çocuk. Geçen de, yaşlıca bir teyze, sokağı tenha bulmuş, aynur bağırdıkça bağırıyordu. Aynur ses vermeyince, bu çıktı, teyze sen kime baktın? Aynura. Aynur kim? Yok mu o hani? Ben aynuru bilmiyorum da nerde oturuyor. Yok muydu canım burda iki çocuğu var. Ha. Çağıralım mı aynuru? Evet beni doktora götürecekti. Evet çağır oğlum...
Çağırdın mı? Evet, dedim hiç vakit kaybetmeden gel. Beni doktora götürecekti aynur. Tamam, ama ayakta durma. Sana sandalye getireyim mi? yok
...
Teyze gelmedi mi? Yok gelmedi. Sandalye veriyim otur. Yok. Vereyim vereyim otur...
...
Teyze noldu niye alıyosun? E ben sana otur dedim istemedin.
Her hikayenin bir sonu olduğu gibi, bunda da Aynur gelmedi.
...
Demirci koş, fare var deyince de ben(o zamanlar mesih olduğunu bilmiyordum)sarı süpürgen var mı diye önce bir soruşturmuş sonra gelmişti.

Bugün, Camiiye gittim. Nedense, bu sefer içeriye girmek için saçma bir istek tutturdum. Bu gecede devam etti, önce gugılda buldum I q testi yaptım. Sonuçtan beynim karıncalanınca , ya allah allah ben neden hamama gitmiyorum ki diye baktım. Bir an çok sıcak hoş bir his geldi. Galatasaray Hamamına baktım. Bir saat sonra kapanacaktı. Bir de ben takunya yerine kendi terliklerimi götürsem olur mu diye toryantalist birşeyler düşündüm. Hamamın web sitesinden tabii ki bize kese atmasını beklemiyorum ama en azından, kaslı erkeklerin henüz yapılmış dövmelerinden aşağı tas tas su döken kızları da aynı göbek taşına koyup bizi yemesinler. Neticede bir an o kadar kadın falan, bileğimde anahtar, deliririm ve başımı göbek taşında kıra kıra kendii öldürürüm diye düşünüp vazgeçtim. Yine de bu ruhani halim, mercimek köftesi ve çiğ börek yiyerek devam etti.
Bütün gün, some kreatif yazı yazma alıştırmaları yaptım. Ancak her birinde daha kısırlaştım. Daha saçmalaştı. Bir tanesi, 2 dakikada tek hecelik yüz kelime yazınıdı. Böylece büyük laflar etmemeniz gerektiğini hatırlarsınız dedi. Ben de yaptım.
Sonra 5 kelime seçin..ve...Seçtim kelimeleri, ancak ondan sonrası bence gereksiz düzeyde bir İngilizceyle yazıldığından anlamadığımdan, yapamadığım bir egzersisin boş kağıdında yazan Böğürtlen iğne bulut ve ses kelimeleriyle kalakaldım.

Issız adama rastladım. Ve sonunda artık bıkkın bir sesle, dünyanın en kötü filminde de ağlarsan, bir daha asla konuşmam seninle dedim. Yemekteyiz izlememek için kendime mukayet oluyorum.
Bütün gün yine de, Benin dediği gibi, sike sike afedersin başında bekledim bilgisayarın. Gelir melir, kaçırmıyım dedim. Meditasyon dinledim. Balık izledim. Beynimi panik olmadan boşaltmak istedim, halbuki bomboştu. Öyle denedikçe, tersine çevirdiğinde yeniden dolan kahve oyuncak gibi-ne zaman nerden gelmişti- daha çok doldu. Düzeliyorum o zaman diye düşündüm. Tabii olup olmadığı bile muamma bir oyuncaktan tüme varamayacağım şüphesiz. Ama şüphesiz olan daha bir sürü şey var.
B siz ev çoh boş. Koridorun ışığı da patladı.
Bir şeyler yapmam lazım, olmuyor.
Bir şeyler yapmamam lazım, oluyor.



istanbul
hosting