16 Ocak 2010, Cumartesi
saat: 17:12


türkçülük deryasına yelken açmış vaziyetteyim şahenk. zira tam bir derya bu türkçülük. yola nihal atsız'la çıkmıştım ziya gökalp ve yusuf akçura'yla devam ediyorum. cumhuriyetin kuruluş felsefesini anlayabilmek için baya gerilere gitmem gerekti. öğrendiklerimden mutluyum. 1789 ertesinde dinsel kimliklerin giderek zayıflamak zorunda kalması ve zayıflayan aidiyetlerin yerini doldurmak üzere yeni aidiyetlerin ortaya çıkması, "uydurulması" ya da "yaratılması". dünya tarihine baktığım zaman "olanın yalnızca olmuş olan" olduğuna tekrar şehadet ediyorum. fakat bu tarihsel metodoloji bizi bir kaderciliğe de itemez. tarihi yaratan insandır. ve gelecek evrelerde "olanın yalnızca olmuş olan" gerçeğini de adalet ve eşitlikten yana "olan"la ikame edebilmek de insana düşer. bu anlamda tarih okumak hem insanın "ne" olduğuna dair bir görüş açısı sunarken hem de insanın "ne" olabileceğine dair bir spekülasyon zemini yaratıyor zihinde. bunların yanında tarih okumak yaşadığımız toplumu yargılamaktan önce ona yakınlaşmayı ve onunla bir empati kurabilmeyi de kolaylaştırıyor. üretilen değerlerin, nasıl amaçlarla ve hangi iktidar çevrelerince üretildiğini, nasıl söylemler aracılığıyla meşrulaştırıldığını ve nasıl karmaşıklaştırıldığını da anlamayı kolaylaştırıyor. yazılan tarihin de üretilmiş bir kurgu gerçeklik olduğunu asla akıldan çıkarmamak da gerek elbette.

istanbul
hosting