|
17 Ocak 2010, Pazar
saat: 13:53
İkinci günüdür yeniden bir Şükrü Erbaş krizim! Gece yatağımdayken gözlerim ışıklar gibi kapalıyken dizelerini hatırlamaya çalıştım... Kelimelerini yakalamaya çalıştım.. Olmadı:( Az önce kalorifer peteğine yaslanıp bir yandan üşüyen bedenimi ısıtmaya çalışırken, soğuktan moraran tırnaklarımın kırmızıya dönmesini sağlarken aldım elime kitabı... Kayboldum yine sayfalarda... Altı çizilmiş satırlar... ... Kitabın sonunda röportajı.. Diyorki; "...Yazmak bir mutsuzlukla başladı bende hep ve ne gariptir ki gidip bir başka mutsuzluğa vardı; yazdıkça derinleşen, içinde koca bir dünyayı barındıran bir yalnızlık bilincine... Sustuğum yer, yazıya dökülsün dökülmesin şiirin yazıldığı yerdi. Sesim iyi olsaydı çığlık çığlık türkü söylerdim..." Seviyorum bu adamı ben.... ... Bir de az önce yazıp yazıp sildiğim cümlelerimle demek istediklerimi özlüyorum! saat: 14:06 Ve yeni keşfettiğim bir şiiri; Yalnızlığın sesinden bir resim yaptım Karanlık kalabalıklardan süzdüm ışığını. Akşamüstleriyle boyadım vazgeçen ağzını Parmaklarını uzattım gece suları gibi ıssız Salkımsöğütlerden bir beden çizdim usul Hiçbir rüzgarın duruşunu bozamadığı Bütün yağmurları topladım yapraklarına. Sonra tüm yolcuların silindiği bir ufuk Örttüm kakülleriyle alnının üşümesini. Puhu kuşlarının avazını yerleştirdim dudaklarına Uzanıp uzanıp öptüm sonra acıyla. Gözlerini kapalı çizdim görmesinler diye kimseyi Madem görmeyecekler bundan sonra beni. Astım saçlarından odamın boşluğuna... Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar Geçmedi üşümem Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum... Ş.E. | ||
|
|
||