|
17 Ocak 2010, Pazar
saat: 16:43
dün gece verdi'nin aida operasını izlerken bir yandan da gelen izleyici kitlesini gözlemledim. hani şu tam da cumhuriyetin kuruluşu, cumhuriyetin diskuru vs üzerine düşünürken böyle bir deneyim gerçekten çok bütünleyici oldu. sevdiğim opera eserleri var. aida onlardan biri olmadı. ama yine de devasa bir ihtişamdı sahnede temsil edilen. mısır'ın modernleşmesi ve mehmet ali paşa da tarihin çok okunası bir periyodu. yenilgi insanları iki şeye yöneltiyor sanırım. birincisi itaat ikincisi intikam. o yüzden intikamın içinde itaat itaatin içinde intikam arıyorum. güçle karşılaşmak ve gücü ele geçirmek, o güce yön vermek, o gücün altında ezilmek ya da o güçle birlik olmak. diğer bir konu da insanların politik fikirleri. insan öğrendiklerinin doğrultusunda fikirler sahibi olur sanırım. yani mesela karikaturize bir biçimde söylersek; marx, smith ve hitler okursunuz sonra da komunist, liberal ya da faşist olursunuz. ama mesela işçi doğdunuz ya da bir toplumdaki ezilen bir azınlığa mensup doğdunuz diye "komunist" kimliğini benimsiyorsanız orada ortaya bir dil sorunu çıkıyor. dil imgeden önce mi varolmuştur. yoksa imge mi önce varolmuştur. eğer bir anlatınız olacaksa, o anlatınızı dil çerçevesinde kurabilirsiniz, dil çerçevesinde anlatı kurabilmek için de sanırım her anlatıcının bu soruya kendi yanıtını vermiş olması gerekir. çünkü eğer adem peygamber cennetten kovulup dünyaya indirilmişse ve kendisine de bu alemdeki eşyanın isimleri bir bir belletilmişse bu "başka" bir imge-dil ilişkisidir. yok insan okyanuslarda başlamış olan yaşam formlarından evrimleşe evrimleşe bugünkü haline gelmiş, sonra gırtlağından çıkan düzensiz sesleri evcilleştirmiş ve sonra da yazıyı bulup etrafında gördüğü imgeleri yavaş yavaş kavrayarak o imgeleri seslerle eşleştirdiği diğer imgelerin boyutuna indirgemişse bu da başka bir imge-dil ilişkisidir. kafamın içinde can alıcı olarak belirlediğim nokta da tam burasıdır. insan bir politik dil kuracaksa buna sebep olacak olan şey doğduğu ortam değildir. buna sebep olacak olan kişinin dünyayı ve "insan"ı nasıl ve ne olarak gördüğüdür. elbette gözlemci yani kişi bedeninden ve algısından bağımsız değildir. yani marx'ın babası fabrika sahibi olmasa belki marx da marxism'in kurucusu olmayacaktı. ama diğer taraftan eğer marx'ın babası fabrikatör olmasa marx london school of economics de eğitim de görmeyecekti. o yüzden ilk soruyu nasıl yanıtladığımızdır önemli olan. ilk soruyu yanıtlamadan sonraki sorulara yanıtları olduğunu sananlar itaatı ve intikamı düşünsünler. ha bir de gücü tabi. gücü hep düşünmemiz gerek. space oddyseyin başlangıcını herkes izlemeli ve hatta hiç de aklından çıkarmalı. "alet kullanmayı" öğrenen maymun neler yapmaz ki... kadehimi güce kaldırıyorum... | ||
|
|
||