|
20 Ocak 2010, Çarşamba
saat: 13:55
günce günce söyle bana, içinden ne geliyorsa... gerçi seni aynadan saymayalı yıl oldu neredeyse ama insan bazen tıkanıyor. hayatı bir labirent olarak mı tahayyül etmeliyim yoksa her adımda bir birim daha var olan kıvrımlı bir yol olarak mı? yoksa bazıları gibi dümdüüüz bir maraton parkuru gibi mi? ya da bir dağ yolu mu kıvrıla kıvrıla yükselen? acaba bir merdiven mi dimdik? belki de bir fasulye, bulutlara şeyeden... ha dostum? bunu söyle mesela! bazen biraz mesafe katettiğimi görebiliyorum net biçimde. bazen de bu bir yanılsamaymış da, yıllardır kıvranıyormuşum gibi geliyor aynı karın ağrısıyla, aynı yerde. çok normal. doğal ya da. sen iyice nihilist oldun dedi geçen gün ismail. haklıydı, bir bakış açına göre. en çok canını yakan şeyleri rüyanda görüyorsan, uyanınca acıdan anlamsızlığa sığınabiliyorsan, bu durumu analiz etmekten, anlamlandırmaktan dahi soğuduysan, sen biraz nihilist olmuşsundur bebek! ama ama... anlam yüklemenin kıymetini anlamışsan hayatının aynı döneminde, anlam yüklemeye soyut da olsa anlam yükleyebiliyorsan... kendinden umudu kesmemelisindir. kesmiyorum tamam! saat: 14:13 müstakbel karşı komşumuz, müstakbel yan balkonumuzdan atlamış ve ölmüş. nihilizm? | ||
|
|
||