23 Ocak 2010, Cumartesi
saat: 18:01


Heykelsiz Kars

Aslında Kars, kardeş saydığı Bakü ve Tiflis gibi olmak istiyordu. Yüreğinin bir köşesinde her ne kadar St. Petersburg yatsa da artık onun gibi güzeller güzeli olamayacağının farkındaydı. Çünkü gözlerden çok uzaktaydı... Çünkü yönetimlerin, kentleri güzelleştirmek diye bir kaygıları yoktu. Kars, sokaklarını süsleyen eski taş evlerle ve birkaç tane de olsa heykelleriyle yetinmeliydi.



Kars'ta ünlü heykeltıraş Mehmet Aksoy'un imzasını taşıyan 'İnsanlık Anıtı' heykel grubu daha yapılırken birçok tartışma yarattı.
Sinan Çakmak

Kars, özendiği St. Petersburg'un geçmişini bilseydi belki de boşu boşuna heveslenmezdi. Örneğin 1940'lardaki Nazi kuşatması sırasında St. Petersburg yağmur gibi topa tutulmuş, kentte taş üstünde taş kalmamıştı. Bu bomba sağanağından heykeller nasıl kurtulmuştu? Yanıtı kentin tarihinde yazıyordu: Bombardıman başlarken ilk sirenler çaldığında, halk önce heykelleri toplayarak kentin içinden geçen su kanallarına atmışlardı. Kuşatmanın ardından heykeller suyun altından çıkartılıp eski yerlerine konmuşlardı.
Acaba günümüzün 'yapmaktan çok parçalamak' zihniyetine sahip yöneticileri ve bir kısım halk bu gerçeği biliyorlar mı?
Kars için gözlerden uzak dedim ama, düşününce uzak olmadığını fark ettim. Haritalarda Türkiye'nin en doğu ucunda olduğuna bakmayın. Kars aslında İstanbul'a topu topu bir saat 50 dakika uzaklıktadır. THY sizi alır, beyaz bulutların üstünden uçurup iki saat sonra Kars'ın hemen yanı başına bırakır.
Kars, doğudaki Kafkasya'dır aslında. Çünkü Türk mimarisinden çok Baltık mimarisinin özelliklerini yansıtır. Mimar Oktay Ekinci, Kars'ın bu özelliğini şöyle anlatır bir yazısında: 'Bugünkü Kars'ı hem planlı, hem de Avrupai kılan anıtsal dokunun gerçekleşmesi, 1877-1914 arasında Çarlık Rusya'sının kurduğu garnizon yerleşmesi ile ortaya çıktı. Kale eteklerindeki eski kentin terk edildiği, yerine yepyeni bir Rus kentinin inşa edildiği bu 40 yıl, siyasal tarih açısından Kars için hüzün doludur ama, imar tarihi açısından ise çok özel bir mimari kimliğin kazanıldığı dönem olmuştur. Cepheleri taş süslemeleriyle de birer saray yavrusu gibi olan bu evlerin ve binaların kente yansıttıkları kimlik ise her yönüyle bir başkent etkisi bırakıyor...'
Yeni Kars'ta kuzeyden güneye uzanan dört anacaddeyi, doğudan batıya dört cadde dik olarak keser. Bu caddeleri Baltık tarzı, düzgün kesme bazalt taşlarıyla yapılmış bir veya iki katlı evler süsler. Bu evlerin hikâyesi şöyledir: 1877-78 savaşından sonra Kars'ı işgal eden Ruslar burayı askeri vilayet ilan ederler. Buraya gelen soylu Rus kumandanları ve aileleri için yeni bir kent inşa edilir. Bu kenti, 1890 yıllında Hollanda'dan buraya gelen mimarlar düzenler. Kars'ın neden Rus kentlerine benzediğinin kısa öyküsü böyledir.
Kars'ın tek eksiği heykellerdir. Kardeş şehir Bakü'yü görenler, orayı anlatmaya heykellerden başlarlar. Tiflis de heykel zengini bir Kafkasyalıdır. St. Petersburg'un heykellerini zaten söylemiştik.
Heykeller kentlerin süsüdür. Kentlerin kimliğinin oluşmasında başrolü oynarlar. Hem seyir zevki verirler hem de buluşma noktalarını oluştururlar. Bu eksikliğin farkına varan Karslı yöneticiler kolları sıvayıp kenti heykellerle donatmaya başlarlar: 'Dört Mevsim' heykeli, meyve toplayan kadın heykeli, 'Leyla ile Mecnun' heykeli, Mehmet Aksoy'un yaptığı 'İnsanlık Anıtı', Kars'ın simgesi kaz heykeli… Önce 'Dört Mevsim'deki çıplak kadınlar, birtakım yobazların saldırısına uğrar. Sonra da sıra diğer heykellere gelir. Bu kez saldıran, kenti kent yapmaktan sorumlu kişi olan Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş'tur. AKP'li başkanın heykellere saldırmak için birçok bahanesi vardır. 'Bunlar puttur, yıkılmalıdır' diyemediği için trafiği bahane etmektedir.
Kaz heykeli ile başlayan seferberlik kadın heykelleri ile devam etmiştir. Kısa bir süre sonra Kars, Anadolu'nun heykelsiz diğer kentleri arasındaki yerini alacaktır. Ama yanlış yapan sadece Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş mudur acaba? Heykeline sahip çıkamayan, sandık başında bile bile lades diyen Karslılar da bu yanlışın ortağı değil mi?




istanbul
hosting