|
24 Ocak 2010, Pazar
saat: 13:36
çok üşüyorum.. nasıl anlatsam sana hani yokluğunda atmosferin o koruyucu tabakası sıyrılıp atılmışta üzerimden uzayın siyah boş soğuğunu doğrudan ciğerlerime işliyormuş gibi üşüyorum.. senden ve denizin yumuşlatıcı etkisinden uzakta bir başıma pek belli etmesemde hayatı sorgulayarak yaşam mücadelesi veriyorum.. hayatımda şimdiye kadar yaptığım her şeyi attığım her adımı yeniden gözden geçiriyorum.. sonuç hep sana çıkıyor.. olması gerektiği gibi.. herdaim senin de benimle nefes aldığını biliyorum.. biliyorum ama işte telekominakasyon aletlerinin bize sağladığı yakınlaşma kolaylığı teninin tuzunu tatırmaktan aciz kalıyor.. her gece binbir hasretle yattığım yatağımdan gecenin birbaşka yarısı nöbetlere uyanıyorum.. nöbetin bir başka durumu seni yaru uykulu halimle uyanbık rüyalarda görebilmem.. kimsenin sevmediği o mahmur saatleri seviyorum ben.. seninle başbaşa kalabildiğim enteresan zaman dilimleri sonuçta ankaranın bu griden ziyade siyah saatleri.. sürekli dilimde özlemek fiilinin başka versiyonları var farkındayım.. belki sıkıcı bir monotonluğa girmiş olabilir.. ama burda inan özlemekten başka yapabileceğim hiçbişey yok.. sebebi senin olmaman olabilir.. ki birinci tekil şahısı hep sen olduğun için büyük hikayelrimin.. şimdi gitmiş kahramanların ardından hikayelerini anlatan masalcı dede gibiyim.. huysuz ve yalnız.. ama süreli bir zaman.. süresiz bir aşkın karşısında çaresiz kalacak elbet.. dayanlamıyım ve dayanmalıyız.. sonrasında doğan güzel sabahları birlikte karşılayacağımızı düşününce ödenen bedel az bile.. seni seviyorum ballı çöreğim.. yakında görüşmek üzere.. | ||
|
|
||