25 Ocak 2010, Pazartesi
saat: 04:39


saatlerdir aynı pozisyonda oturmaktan acı çekmeye başladım resmen, ama kim dememiş ki en saçma tv programında seni altüst edecek bir cümle duymayacaksın diye. bundan yıllar yıllaar önce, yine böyle anlamsızca televizyona kitlendiğim bir günde, dünyanın en salak filmini izlemiştim de, filmin en sonunda kadın karakter öyle bir cümle sarf etmişti ki, bütün o televizyona kitlenme sürecinin o cümleyi duyup ambale olmakla alakası olduğuna yürekten inanmıştım. hep kader hep kader. bu sefer de televizyonda bir adam, iki seksen yayıldığım kanepede beynimde tepişen cümlelere cevap verince, gönül rahatlığıyla derim ki, evet televizyon işte bu an için icat edildi. falan.

ay sonu olsa da artık evime taşınsam. şu evi tuttum tutalı, annemin yeni bir meşguliyeti oldu. her gün birkaç kere arayıp yeni fikirlerini sıralıyor. oysa eve tek bir bardak bile almaya gerek yok. bugün de arayıp, çocuk evden çıkar çıkmaz ve biz demirbaş listesini halleder halletmez, ankara'ya gelmemi önerdi, yoksa eksi 15 derecede ev için alışveriş yapmak ne zor olurmuş. bir kez daha ev için alışveriş yapmaya gerek olmadığına kendisini ikna etmeye çabaladıktan ve sıkılgan canım yüzünden, telefonu kapatır kapatmaz pişmanlık duyacağım şekilde, biraz ters konuştuktan sonra, bir düşündüm de, bu o kadar da kötü bir fikir olmayabilir hakikaten de. gider birkaç kişi görürüm. babamın yanına gider kistlerime baktırırım. para harcamamak için kendimi heba etmem. en azından, yemekle uğraşacak en ufak bir enerjim olmadığından, aç kalmamaya bu kadar para gitmez. gerçi son zamanlarda sadece akşam üzeri olmak üzere günde tek öğün beslendiğim için muazzam da bir para gittiğini söylenemez, ama tabi evde olmakla kıyaslanmaz da. şu arkadaş bir çıksın da. evde birkaç gün geçirip gidebilirim hakikaten de.

yeni kararlar aldım kendim için, planlar yaptım. spor salonuna da baktım bu arada şu üniversitenin, bu kampüsünde hiçbir şey yokmuş, ta davutpaşa'daymış bütün herşey. ama başka birşey buldum, çok hoşuma gitti. burada ne aradığımı kendime sorduğum oluyor hala, ama alternatifleriyle kıyaslanınca, en iyi haldeyim. ikinci başvuru da aradan bir çıksın, istediğim bazı şeyler var. yeniden birşeyler istemeye başlamak güzel, hem de böyle bir durumda.

geçen gece yine televizyona kitlendiğimde, beyazıt öztürk'ün programında gösterdiler bu görüntüyü. nasıl hoşuma gitti, aradım buldum. o masanın her saniyesi hesaplanmış neşesini, danny kaye'in yüzündeki o muzip ifadeyi, nana mouskouri'nin en sonunda gerçekten de tırsmasını, bütün o parmak şıklatıp eli elden aşırtmaları yirim.




istanbul
hosting