|
25 Ocak 2010, Pazartesi
saat: 13:30
Dear Güncem ... Sana acilen başka bir isim vermem lazım. Böyle deyince çok yabancılaşıyorum. Sabah sevgilimi karların arasından madride ve oradan memleketi olan londrayı atletizm branşında temsil etmek üzere fasa yolcu ettim. Fasın nerede olduğunu önümde avatar harfleriyle yazsa haritalar,yine gösteremem. Benim için her üç harfli memleket gibi, kayıp bir atlas. Gitgide kalan hafızamın artık cümle ortalarında bile beni terkettiğini dün bir kere daha farkederek neyse yani biraz daha gerçek şeyler yazarsam, ileride bunları en azından hatırlarım dedim. Ne yazık ki bu bilince erdiğim şu zamanlarda yazacak bir şeyin olmaması ne fena. Günlerdir iki sayfa bir şey okuyamadım, fazla boş zaman en ağır farbrika. Arada televizyona baktım. Ve amerikanca bir şekilde, düz örgüde nasıl pon pon yapılır bunu öğrendim. Ve üzerinde, derya baykal bunu tercih ediyor yazan yünümle başka alalade bir yünü birleştirerek bir henüz arkası açık, yer yer ponponlu bir bere ördüm.Bunları yaparken, hacı amcalardan tahta 7 numara şişlerimi de satın aldım da yaptım.. Derya baykal yünün üzerinde elinde bir model örüyor ve bu yünle harikalar yaratacaksınız yazıyordu o nasıl bir motivasyonla parladığından emin olamadığım gözleriyle bana ve tahta şişlerime bakıyordu. Ördüğüm bere, ponponların da etkisiyle oldukça güzel oldu. Ancak o modeldeki şeyle alakası yoktu yünün. Beni hacı abilerin neden sevmediklerini anlıyorum ama çabalıyorum, durmadan paramı onlardan yün şiş ve 0.9 uç alarak harcıyorum. Onlar, çukurcumanın içinde televizyon, kamera veya alarm bulunmayan tek nokta. Geçen sahaflarda aradım aradım ihtilali nasıl yaptık'ı buldum.Hiç bir yerde yok, basım evlerinde kalmamış falan.Burda var. Hemen tezgahta duruyor. Satıcı, sahaf olduğu için mutlaka bir şaka yapma gereği duydu. İhtilal demiş, devrim diyememiş demek ki o zaman. Hiç alakası yok diyemezdim. Ellerim teliyor, paltomun fermuarı çeildiğinde artık kısmi bir bağırsak daralması yaşamaya başlamıştım. Verdim parayı geldim. Şimdi tam aradığım hikayenin ortasından kitap ikiye ayrıldı. Coğrafya derslerindeki, tabakaların falan anlatıldığı o şekiller, içimde korkunç derecede bir yeme isteği bırakırdı. "Cinsi sapık" falan da olabilirmişim yani. Günlerdir bu örgüleri örüp korkunç korkunç comedy max dizilerini veya evlendirme programlarını izlerken hep aklımda ihtilali nasıl yaptık'ın adaptasyonu var. Her şey net ama yazmaya her oturduğumda sahibinden.com'a bakarken yakalıyorum kendimi. Derya baykal, bunu da dün gece yatarken ördüm dediği battaniyeyi göstererek bana cık cıklıyordu. Bulaşık falan yıkamak, kedinin kumunu değiştirmek, çamaşırları yıkamak, mutfağı temizlemek, mutlak yapılacaklar listesinde olduğundan, bir şey yapıyormuş gibi görünüp, yapılması gerekenleri yapmamak için buraya yazıyorum. Dünyanın en tembel insanı oldum. Twiter ve facebook, benim hayatla da ilişkim gibi. İnsanlar oralara gidip, hepsi beni aldatıyor, insanlarla aramda bir bağ bırakmıyorlar gibi. Ben bizim jenerasyonun babamıyım galiba. Yadigarda, ise, herbir karneleri aseton kokan çocuklar, deli gibi, kendilerini kardan adıyorlar. Taksim ilk yardımının yokuşlu yolunda köpeklere iplerini bağlayıp kızak kayıyorlar. Anne enne enne diye bağırsalar da, annelerden melttem meryy aleeenaa diye karşılıklar gelmediğinden anlaşıldığı kadarıyla, bütün kadınlar, güzelleşmek ve yaşlanmalarını durdurmak için kendilerini karlara gömdürdü. Kaymayan çocukların ellerinde zaten kazma kürek var. Bu aralar felç olmayı düşünüyorum. Bir karar gibi değil, daha çok, sağ tarafımda sıklıkla vuku bulan kramplardan ötürü. Ama bunların hepsi yaprak dökümünü yutubdan seyrettikten sonra olduğundan fazla önemsemiyorum. Cibalıkapı oldukça şahane bir balıkçı. Belki bugün yazarım. Ama kar çok parlak, gözlerimi alıyor. | ||
|
|
||