|
26 Ocak 2010, Salı
saat: 00:29
her zaman olmazdı ama.. oldu mu da, yutardı adamı.. derinden inlerdi sızısı, ta derinden.. aşk bürüyünce gözünü, raks ederdi ruhla beden.. olası mutluluklar sabahı, kararıp hava, kapatırdı bütün günahlarını.. şehir bu gece bir farklı. yıldızlar sağnak, karanlık sığınak.. unutma, ne kadar istersen, o kadar ağlarsın.. ağladığın kadar ister, koştuğun kadar uzaklaşırsın kendinden. serpilince ilk tohumları, ve büyürken ölüme inat.. akıttığın ter ve döktüğün yaşlar kavuşur yanaklarında. acırsın.. ne tanıyabilirsin kendini, ne tanıştırabilir. veresiyesi yok, verdiğini hibe sayarsın.. mutlak son kaçınılmazdır ama, sen yine hayaller kurarsın.. Gün gelir de geceye dönmezse, Otlak bir çimende yemyeşil geceyle alay edercesine seversen güneşi, bil ki pusudadır.. Seni bekler hakikat, yüzüne çalar en derin siyah. Pek ağırdır uğultular kulaklarında, Lakin, duyarsan.. Sırası şimdi nehire akmanın, damla damla eriyip, belirsiz sulara varmanın.. Sırası şimdi yad etmenin anıları gülümsemelerle. Tam da şu an küfretmenin eski sevgiliye.. bir ağız dolusu.. bir ağız dolusu tükürmenin.. neticeler durumu konuşmalar oysa, ya bir ihtimal daha varsa, ya yoksa? İşte tam da orada bir darağacı ve bir urgan.. hadi kalk da yap. son kez yapman gereken kalan.. | ||
|
|
||