|
29 Ocak 2010, Cuma
saat: 20:01
canavar kedim yüzünden yazıp yazıp siliyorum 20 dakikadır. klavyenin üzerinden inmediği gibi, yaklaşık 1,5 saattir sıkılmadan oynadığı bant parçasını da tuşlara yapıştırıp durmakta terminatör bozuntusu. ne yazacağımı unuttum bütün hevesim gitti.... bizim kedimiz kesinlikle ev kedisi kapsamına girmiyor biliyor musun benjamin? minyatür puma, jaguar ne bileyim kaplan, panter, vs davranışları ve bütün köpek ırkının içgüdülerinin harmanlanmasıyla ortaya çıkmış garip bir melez tür bu eminim. oyuncağını uzağa fırlattıktan sonra kaç kedi geri getirir sahibine? kediler eğitilemez derler ama vallahi ben eğitmedim. gel desem gelir, otur desem oturur, nasıl hayvan anlamadım. veterinerin önerisi mamalarının yanında elma, brokoli, patates, karnabahar, ayçekirdeği, eti cin, ve daha aklıma gelmeyen her türlü abuk gıdayı afiyetle midesine indirir, sonra hiçbirşey olmamış gibi saatler sürecek koşturmasına devam eder... oral dönemi hala atlatamadığından(evet kedilerde de var o) özellikle süloya ait pamuklu herhangi bir kıyafeti saatlerce emer mırıldayarak. o yüzdendir ki süloyu annesi zannettiğini düşünüyorum :D ben sabunu anlatmayacaktım... başka bişeydi konumuz... MR çektirdim. kabus gibiydi... klostrofobik bünyeme ilaç gibi geldi. dün itibariyle sonuçları almış olmam gerekirken ben hala keyif yapıyorum ağrıyan belimle... ne keyif ama :) kısa bir süre için çalışma saatlerinin uzaması süloyu daha da yoruyor ve dinlenmeye çalıştığı halde rüyasında bile kod yazması beyin fonksiyonlarını gittikçe zorluyor biliyorum. acilen zamanı ileri sarmamız gerek. o dinlenemedikçe ben daha çok üzülüyorum... her şeyi bırakıp bir gün sahaf açmak istiyoruz. en tatlı ve en ulaşılabilir hayalimiz. kocaman şirketin değil de kendi işimizin sorumluluğu sadece. ve düşünmek, sürekli kafa çalıştırmak zorunda olmadan tozlu kitaplar arasında tatlı bir telaş. ve gerçek hayata dönüyorum izninle. koşmaktan yorgun düşmüş kedimin başı dizimde, soğumuş bir bardak çay ve the flower of carnage... | ||
|
|
||