|
31 Ocak 2010, Pazar
saat: 18:42
Uzun zaman sonra eve misafir geliyor. Dolayısıyla, ev sarsak bir telaş içerisinde, beni de düzelt, şuramı da sil falan diye bağırıyor. Bağıran bir ev iyi, genelde sadece söylenen ve homurdanan ve dökülen bir evse hele. Karnım ağrıyor. Normal bir ağrı. Bugün Hakkı Devrim'i alzheimerdan korkmuş görünce sekseninde, gel bir de benim boşluklara bak diyecektim. Yazdıklarımı, yazmadıklarımdan ayırarak sınıf sınıf yeni dosyalar yaptım. Tam bitmiş olanları büyük harflerle isimlendirdim. Bitmemiş olanları evin çeşitli yerlerine kaldırdım. Bir daha onları bulduğumda eşyanın özü gibi tamamlanmış olacaklar. Son zamanlarda Recep Tayip, duyduğum en iyi sözünü söyledi. Türkiyede iktidar problemi yoktur, muhalefet problemi vardır. Ve pek bu konuya değinmeden, deniz baykal, duymak istediğim şeyi söyledi. Seni tekel işçileri götürecek recebim. Evet, işçi sınıfına, hiç olmadığı kadar inanıyorum. İşçi sınıfı beni tanımıyor olabilir. Ama yakında işsizlikten kurtulduğumda gidip ellerini öpeceğim. Pazartesi Ankaraya gidip meydanlarda ağlamak, gelen sonuca göre de orada soyunmak veya bir amerika pankartını yakmak arasında karar vermem gerekiyor. Çıplak gidip, başka şeyleri de yakabilirim. İnsanlar içindeki dostluk ateşi hariç. Dostluk ateşlerinden hoşlanmam. Isıtmazlar. Yakmazlar. Ne yaptıkları belli değil. Belki bazen borç isterler. Dost ateşini hükümet yaksın. Kıçına yaksın. İşte böyleyken böyle. İyi pazarlar dilerken herkes sigarasından bir fırt daha alsın isterim. Ve yanında Karakan dinlesin. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu şarkısı için geliyor , bir de gözlerinizi kapatıp dinleyin karakan'> | ||
|
|
||