01 Şubat 2010, Pazartesi
saat: 16:03


bir ay nasıl dayanacağım, nasıl..
tepeme oturmuş üşengeçliğin ağırlığı yüzünden kahve almaya gidemeyip, simit kemirmeye başlamıştım. yüzümdeki kini besleyen simit boğazımda kaldı gelen teklifle, hemde şu siktiğimin dünyasında gerçekten dostum diyebildiğim, bana olan inançlarını her dillendirişlerinde ruhumu cilalayan nadir insanlardan biri. ne kadar az, o kadar değerli. resmidir bu. çerçevele as. serserilik günlerimizin hatrına. tam da kaçıp gitme isteğinin beynimle aygır gibi seviştiği dönemde. nostalji yağışlı eskişehir havası, hemde trenle. şimdi bu gazla gidip kahve alabilirim. hatta ofisi bile temizleyebilirim.
gündelikçi gibi gelen bu kıpır kıpırlıktan tiksiniyorum ben, aynada görmemem lazım kendimi. yüzüm korkutabilir, alışık değilim.
ayrıca bir diğer arkadaşım sayın adam benide alkole zincirleyecek kendi gibi. zaten her gün bir kadeh iki kadeh derken -kadeh küçük geldi kabına sığmadı-, bogulup gitmesek diyorum sıkıntıyla iyice ama, kaçıyoruz işte. kaçamak yapıyoruz hayattan.

bak düştüm yine..
düş.

şimdi aynaya bakabilirim.



istanbul
hosting