|
02 Şubat 2010, Salı
saat: 23:30
İnsan bazen yazmalı. Dökmeli içini. Hikayesini devam ettirmeli kaldığı yerden. Geçen sene 7 Nisan'da yazmışım en son. Hayatımda iki farklı kız olabileceğinden, ailemi, arkadaşlarımı özlediğimden bahsetmişim... İlk olarak açıklık getirelim. Döndükten sonra iki kızla da olmadı. Ne yaşandı, kimlerdi pek hatırlamıyorum. Muhtemelen basit sıradan ilişkiler olarak yaşandığı gibi bitmiştir. Sonra arkadaşlarım derken, hiç bir şey bıraktığım gibi değildi döndüğümde. Bir sene sonra ortadan kaybolan arkadaşlar, eski arkadaşların yeni arkadaşları, değişen insanlar... Olmaya çalışıp da bir türlü eskisi gibi olamayan dostluklar. Yalandan gülümsemeler. Hazmetmesi ve kabul etmesi zor bir durum oldu tabi. Zaman aldı. Sonra anlayışla karşıladım bir şekilde. Araya giren mesafeler. Ha diyince değişmeyen hayatlar. Geldiğim konumda bir şekilde asosyal oldum. Bir sürü insanı tanıyan, Bir taksim gününde tanıdık biriyle karşılaşmaması imkansız olan ama aslında hiç arkadaşı olmayan bir adam oldum. Belki de böyle olmasını ben istedim. Bilmiyorum. (gereksiz ayrıntı) Lisede son karnemi aldığımda hüngür hüngür ağlıyordum. Babam neden ağlıyorsun dedi. Arkadaşlarımdan ayrılıyorum dedim. Koca çocuk ben... "Karnene ağlamıyorsun da buna buna mı ağlıyorsun eşşoğlueşek" demişti. Sonra en iyi arkadaşlıkların bile zamanla değişebileceğini söylemişti, araya mesafeler girebileceğini. Bir gün baktığında hiç biri olmayabilir demişti. O zaman saçma geliyordu. Bir şekilde o gün söylediği yere geldim babamın. Her neyse... (/gereksiz ayrıntı) Hadi devam edelim özet geçmeye... Bu yaz ne oldu? Memlekete dönüş yaptığım, döndüğüm gün, en yakın arkadaşlarımdan birinin, gitmeden önce çıktığım kızla çıkmaya başladığını gördüm. Şaka maka değil ha... Çocukluk arkadaşım. Altı, yedi yaşımızda caminin bahçesinde top oynuyorduk. Oldu işte, olmamalıydı ama oldu. Hayatta ne kadar şey olması gerektiği gibi oluyor ki zaten. Belki bu yüzden ben olması gerektiği gibi davrandım. Yoksaydım. İkisini de. Sıfır tepki. Kendimle bu yüzden gurur duyuyorum. Hadi devam başka neler oldu? Yaz okuluna gittim geldim falan. Eski arkadaşlarımla eskisi gibi olmak için sadece tesadüfen karşılaşmak gerektiğini gördüm falan... Sonra... Sonra... Sonra yeni şeyler oldu. Şeyler. Bir çok şeyler. İnsanlar, garip ilişkiler. Birşeyler oldu. Sonra... Sonra... Aşk oldu. Aşık oldum. Olmamalıydı ama oldu. Onunla tanıştım. Sevdim. Güzel günler geçirdik. Sevdik. Seviştik. Gülüştük. Ben bazen ağladım da. Onun ağladığını sadece hasthanede gördüm. O da çektiği fiziksel acıdandı. Sahi ya... Bu yazın bir haftasını bir hasthane odasında geçirdim. Bir hafta boyunca hasta olmama rağmen kendimi hasthane odasına ait hissediyordum. Kaldı ki, ben bu aralar öğlen 2den önce kalkamıyorum. Sahi ya, o zamanlar 8'de kalkıp koşa koşa... Aşk... Öyle güzel ki, bittikten sonra anlatmak istemiyorsun. Bir şekilde, bir nedenden düğümleniyor boğazın. Belki de bittiği için daha da güzel geliyor. Sanki hep eksik kaldığını sandığımız hikayeler daha hüzünlü gibi. Doymadığımız için, hala açlığını yaşıyoruz belki de. Belki de içimize böylesine dolan bir duygunun, bir anda çıkması... Hatta çıktıkça yerinde kocaman bir boşluğun kalması... Ne biliyim, her şey olabilir. Ama onu hatırlamak derin bir hüzünü beraberinde getiriyor. Bu acı değil, keder değil, dert hiç değil. Tam adı hüzün. Soyadı, göbek adı da yok. Değişik manalar yüklemeye gerek yok. Çok magazinsel bakarsak duruma biraz Özlem'le arkadaşlık eder hüzün. O kadar güzel ve özel bir şey yaşayınca, içindeki tatsız ve kötü hikayeleri bir şekilde manüple ediyor beynin. Herneyse bu konu da objektif olamıyorum detaylara girince özet geçeceğim hızlıca. 1) Averel averel gezip tozuyordum 2) Tanıştık 3) Sevdim 4) Seviştik 5) Aşık oldum 6) Aşk yaşadık 7) Ayrıldık üzülerek 8) Ağladım 9) Zor bir dönem geçirdim 10) Averel Averel evde oturuyorum (çünkü hava soğuk) | ||
|
|
||