|
04 Şubat 2010, Perşembe
saat: 15:13
iki birbirinden alakasız uçta gezinmekteyim sayın güncem. birincisi, kendi kendimin farklarını törpüleyen bir insanım, ve zamanla diğer insanlardan farkım kalmayacak. şimdi her gün arıyor ya, bir ay sonra aramak istemeyecek. tanımıyorum ya, yanlış tanıyorum şu an ve o da bunun farkında değil. sonunda beklentilerim oluşacak oluşacak büyüyecek ve kırılacak. bilmiyor muyum, biliyorum. senaryom bu çünkü benim. çoğu kızın senaryosu bu. olan bu. ve anlam veremiyorum. yadırgıyorum. yani bir insan neden benimle 20 dakika telefonla konuşur? ben kendimi bayıyorum kendi kendime 20 dakika düşününce. öyle bir uzak kalmışım ki şu olaylardan, hani işin içine giremiyorum, bir şeyler yapıyoruz, arıyoruz, konuşuyoruz, eğleniyoruz, gülüyoruz, hoşlanıyoruz, ama ben dışarıdan izliyorum, gibi. ani bir mantık ve keskinlik söz konusu. kaptırmak istemiyorum, ay ay kaptırınca kendimi sevmiyorum, ay aman kontrolü kaybetmeyeyim derken vardığım nokta bu. al, bok. işte bu noktada ikinci safhaya geliyoruz, söz konusu mantığa oturtma ve işin içine girememe. koray öncesi iki kişide sırf kaptırabilmek, hoşlanabilmek için "ay ay çok acı çekicem" e kendimi inandırdığımı hatırlıyorum, çünkü koray'a o şekilde aşık olmuştum, acı çekerek. bunlarda da aşık olabilmem için acı çekmem gerekiyordu. şu an bunu yapmıyorum, daha farklı şu anki durumum. ve hadi o beni üzdü diyelim, beklentilerim suya düştü diyelim. ben buna hazırlıklıyım, bir şey olmaz. benim ayaklarım daha çok yere basıyor şu an. ama ben onu bir şekilde üzersem ne olur onu bilmiyorum. çünkü bu ihtimal de var, ve bu onun beni üzmesinden daha çok korkutmasa da, eşzamanlı ve eşdeğer olarak korkutuyor diyebilirim. | ||
|
|
||