|
07 Şubat 2010, Pazar
saat: 17:14
Tekel işçileri en temelde ikiye ayrılır: Birincisi kanserden ölenler, ikincisi açlıktan ölenler. Birinci grup, daha sonra parayla satılan bir takım gazlar dumanlar arasında hedeflendiği üzere ölenlerdir. En iyi vatandaş çabuk ölen veya sessizce ölen vatandaştır düsturumuz nedeniyle nisbeten daha bir sevilirler. Hükümet, gürültüyü sevmez, dedikleri duyulsun ister. Bu arkadaşlarımız için, hükümet olarak, biz de,daha sonra anılma maksadıyla sigara paketlerine isimlerini gençlik birimlerimizce görevlendirdiğimiz arkadaşlara yazdırmışızdır. Kimi tekel 2000 ve samsun 216 ların üzerinde, Hamdi, Habip, Sedat gibi isimlerin olması bundandır. Bu candan ölü arkadaşlarımız, bazı mahallelerde bekar kızlarımız arasında fal tutulması için kullanılmaktadır. Oysa Vatandaştan tek beklenen bana ordan bir uzun Sedat ver, veya iki Habip demek suretiyle, anma eylemini bütün kılan davranışlar ve katılımlardır. Dil, bir ulusun en önemli ve kendinden en bağımsız organıdır. Yasar yürütür yargılar. Veya bazen üçünü de yapmaz, içinden konuşur. buna 'direk içeri geçmek' adı verilir. Tüm basın mensupları, bu odalara giren kişileri beklemenin anlamsız olacağını artık onlardan bir haber alınamayacağını bilirler. Hükümetin de bu konuda benzer yaklaşımları vardır. Tabii anlayana. Bu konuda meclis ikiye ayrılır, anlayanlar ve anlamayanlar. Anlayanlar da kendi içinde ikiye ayrılır. Neyi anladığından tam emin olamayanlar ve anladıklarını cep telefonlu kameralarına çekenler. Tabii anlamayanlar da bu saldırıyla ikiye değil, üçe ayrılır. Neyi anlamadığını bilmeyenler, cep telefonlarıyla çekilenler ve beşyıldızlı suit hastane odalarında olay sonrasında röportaj verenler. Gelelim açlıktan ölenlere. Onlar da kendi aralarında ikiye ayrılır. Vatandaş olarak açlıktan ölenler ve vatandaş olmadan açlıktan ölenler. Her ikisi arasındaki fark, yalnızca hükümet kanadı tarafıyla belirlenebilir. Kanadın gösterdiği pasta dilimi, aldığı kadar un ve kıvamınca bu ölenler eklenerek yoğrulur. Sonuç birimlerimizce incelenir. İncelemelerimiz sonucunda Vatandaş olmadan açlıktan ölenlere, demek öyle, ölmeyip sürünenlere ise ha gayret denir. Hükümet dili, herhangi bir milletin diliyle benzer veya aynı olmak zorunda değildir. Hükümet dili, herhangi bir olayı apaçık belki basitleştirerek anlatmak zorunda değildir. Hükümet dili, başka bir dili öğrenmek için, başka bir dile değmek zorunda hiç değildir.istediğini konuşabilen, kimi zaman konuşturanının bile önüne geçen bir hızda, bir yenilik arayışındadır. Ancak hükümet dili hakkında bizim de tam bilmediğimiz şey, tatlısının her şeyi açıp açmaması konusudur. Biz de üzülerek biliyoruz ki, bazen neyi açtığını bilmeyen üyelerimiz ani bir hüsrana uğrayarak, kapatmadan gerisin geri makamlarına koşturmaktadır. Gelelim Tekel işçilerinin vatandaşken açlıktan ölenlerine. Onlara ceryan yapan, bu teşbihten açılan kapılardır. Fakat, daha önce de bazı şekillerde söylediğimizi tekrarlamak hükümet olarak bizim yapabileceğimizden fazlasıdır. Bu nedenle daha önce söylenmiş bir sözü kullanmaya ve bu konuda tasarruf etmeye karar verdik. 'Size kim orda durun dedi ki bu mevsim ' | ||
|
|
||