08 Şubat 2010, Pazartesi
saat: 03:06


Birilerinin öldüğü ekrana; ölümle kendi konuşmama kapılmadan baktım...

bütün organların dışarda olduğu kanlı ölümler, yapılacak birşey kalmamış acılı ölümler, göğsünden direk geçmiş birinin ölümü, dağcının soğuktan ölümü... vb.

Ölmeden önce söylemem gerekenleri yazmama dair bir not da var dashboardda...

Sonra ölümün ölene bıraktığı o en büyük kabusu düşündüm...
1- yapamadıkların
2- yanlış yaptıkların
3- senin önemsediklerinin senin ölümün için hissedecekleri...

Sanırım 4-5-6 da vardır sıralamaları farklıdır ama ölümle şahsi ilk randevum yıllar önceydi ve sıralamam böyle gerçekleşmişti...

Üçününde özüne indiğinde; aslında 'kendi anlamını' aramanın soru işaretleri oldukları aşikar...

İşte belki de bu yüzden beyin okuyamamak bir lütuf gibi geliyor... oysa vücut dili okumak, yalan mimiklerini ezberlemek, her insanda yeni bir göz dili öğrenmek, herşeye rağmen ağızdan çıkanlara inanmaya çalışmak kendi anlamınla ilişkili...

Kendini başkalarında görmek ve gördüğün şeyin hoşuna gitme arzusu...

bugun daha önce yazdığım bir öyküyü düzeltirken; mesela onun... beni yazmaktan alıkoyabilen onun; beni mutlu etmek için değil, belki ilk cümlesinde ya da alenen değil o öyküye dair iyi bir şey söylemesi...
zaaflarımı bilmiyormuş ya da bilmesine rağmen inandığı, düşündüğü için birini seçmesi...

basit istekler basit umutlar... gerçekleşmeden de yaşanıyor işte ama ölüyorsan ya da öldüğünde gerçek olmasını istemek...

Fazla ölüm seyretmemem gerek...
Hergün kızılderili bir güneşin öldürülüşüne alışmamız gibi ölüme de bu kadar alışmamak gerek belki...












istanbul
hosting