08 Şubat 2010, Pazartesi
saat: 13:38


Hayatın anlam çığlıklarında boğulduğunu hissettiğinde insan. Yalnızlık çekmek ister. Oysa o insan, koca kentleri metropol şehirleri sırf yalnızlık çekmeyeyim diye kurarda. An gelir daralır, bunalır, yalnızlığı, sessizliği özler her ne hikmetse işte. Her şeyi unutmak ister adından gayrı hiç bir şey hatırlamamak için kaçar durur. Ayakları üzerinde duramazda insan, uzanmak ister, katlettiği umursuzca mahvettiği yeşilliklere, çimenlere uzanmak ister. Neden dir bilinmez ama insan, aslında insanlığını özler o an işte....Kuş olup uçmak ister, sırf özgürlük namına. Oysa kendi özgürlüğünü kendi istememiştir aslında. Özgür olmayayım diye tercih etmemişmidir, barışa karşın savaşı... Oysa Yalnızlık görkemli değil diye uğraş verir de insan... Çürütür bedenini ruhunu da; sırf görkemli olsun yaşamım diye...Oysa çölleri yeşerten insan, o insan değildir artık. O yeşeren doğanın katlini vacip kılıp. Katlederken doğayı, kendini katlettiğinin farkında bile değildir.
İşte o vakit kendinde göremeyince doğanın ahenkli renklerini. Bulur en güzel renkli kuşları tutsak ederde, an gelir kuş olmak ister işte.En sevilmeyen bitkidir belkide kaktüs. Oysa kaktüsde çiçeğin şahı var..
Ölümle yaşam arasında gider gelir insan. Belleğini her yokladığında korkar ölümden ama sorsan kimseye bırakmaz cennetide. Oysa ölmeden gidilmiyor maalesef cennete.
Sorgusuzca asar bazen düşlerinide, sonra kızar niye ben düş görmüyorum diye. Ruhlar kirlenince kanalizasyon borularının, atık suların içinde. Kendini özler insan, kendinide bulamaz her nedense.Çığlık çığlığa kalınca yürekler yalnızlığı ister insan, sadece kendi kendiyle.Herşeyin çürüdüğüne dair fikir beyan etse de bu çürüyüş nedendir diye sormaz kimse. Nerede son bulur, kelimelere yüklenen anlamlar bilinmez...Bilinen, herşeyin çürüdüğüdür. Sessizce yavaş yavaş bir çürüyüş bu hissedilmekte, ama anlam verilememekte...




istanbul
hosting