|
08 Şubat 2010, Pazartesi
saat: 22:43
şemsiye kaldı orada.. son görüşmemizdi bence zaten onunla.. şemsiyem ve ben ayrıldık o gün. evden çıkıp yürümeye başladığımda bir an durakladım.. durdum ve 'şemsiye' dedim kendi kendime.. durdum bi kaç saniye arkamda 'O'nu görene kadar.. 'şemsiye evde kaldı' derken de biliyodum esasen o şemsiyeyle gün son kez yağmurdan korunmuş olduğumu.. geri dönüp onu almayacağımızı da biliyodum.. bir daha ona sahip olamayacağımı biliyodum.. nedense bile bile bıraktım şemsiyeyi orda.. dönüp alamazmıydım? yoo gayet de alırdım isteseydim.. isteseydik.. almadık.. istemedik.. bıraktık orda şemsiyeyi.. nasılsa.. diye başlayan cümlelerle veda ettik şemsiyeye.. biliyoduk ikimizde halbuki o şemsiye artık o evin bir parçası olacak.. geride kalacak.. kalan birçok an gibi o şemsiye de o evle bütünleşecek.. yaşanan onca hüzün gibi, mutluluk gibi, zevk gibi, kahkaha gibi, sohbet gibi, tartışma gibi, gözyaşı gibi, heyecan gibi, şemsiyem de orada kalacak.. biliyoduk ikimizde.. aklımızın bir köşesinde bu zaten vardı. bile bile yaptık biz bunu. o şemsiyeyi geride bilerek bıraktık.. bilerek girdiğimiz gibi bu yola.. bilerek her çıkmazında her gün biraz daha kaybolmayı seçtiğimiz ve her gün biraz daha o çıkmazlarda kendimizi bulmaktan zevk aldığımız gibi.. biliyoduk ikimizde.. ama bazen bazen sonuçları bildiğin halde ve o sonuçlar istemediğin sonuçlar olacağı halde istediğin sonuçların gerçekleşme olasılıkları, sana; bile bile tüm sonuçların varlığını yok saydırıp, körleştirip, seni; sonunda böyle sonuçsuz bırakabiliyor işte.. şemsiyem, ben ve çıkmazlarımız.. bundan sonraki hiçbir yağmurumda yanımda olmayacak olan şemsiyem, hiçbir sonucu kabul etmek istemeyen ben, ve her metrekaresinde kendimizi yeniden kaybettiğimiz çıkmazlarımız.. | ||
|
|
||