10 Şubat 2010, Çarşamba
saat: 01:09


Bugün yine beremi pazarlamaya çalıştım. Ümit abiyi kaanı gördüm. Kimseyle hiçbr şey konuşamıyorum. Dişlerimden sanırım. İçimde sadece balgam var gibi. Yeşil yeşil komuşuyorum gibi. Saçlarımı kestim daha aptal görünüyorlar.. Spider soliter oynadım. Tüm yüzdemde sadece iki kez bu oyunu tamamladığım için biraz hırs yaptım. Flaş tvde beni hayata bağlayacak bir şeyler arandım. Fare gibi yedim. Manda gibi şiştim. Paranoya sözlüğüne başladım Bakanlık için acil para getirecek ve bize toroslarda kebap yedirecek bir proje yazmaya çalıştım. Aslında hali hazırda hasret var ama benim bulaştığım her işte bir lanet oluyor. Kıyamıyorum.
Mandy diye bir yerde, katmandu singapur ve delhi yörelerinde, iş başvuruları yaptım. Bir iki tane de los angelıs serpiştirdim. Sanki az sonra ölmeyecekmişim gibi.
Herkes az sonra ölecek, sevgilim soon'u öyle çeviriyor. Mektupları az sonra görüşürüz diye bitiriyor.

Berlin'le skype yaptık. Bir tek orada hayatı kurtarabilirim gibi geliyor o da bürokratik sebeplerden daha zor.
Nereye gidiyorum bilemiyorum. Bir türlü esas olamayan bir şeyler var. Bugün hatta, internetten psikiyatrist bakarken, varolşçuluk çalışmış birine gideyim. Freudyene boşuna para vermeyeyim, ben de sıkar çözerim yoksa onu diye düşündüm.

Oyuncuların acısı diye bir şey yazılacaksa, asla okumak istemiyorum. Çünkü o acı gerçek olabilir.

Burgazadada ev bakıyoruz. Çünkü köpekler tarafından kovalanmak ve her gün ada manyakları tarafından öldürülmek istiyor olabiliriz. Ama ağaç var hep güzel deniz var hep orda. Bunlar cezbedici.

Saksı işimli bir işi, ne yapacağımı bilmeden alabilirim. Ondan sonra kendimi kesin kayalıklardan ya da kalpazankayadan atmam gerekecek.
Evet, film kafaya saksı düşerek başlamalı ama sonra neler olabilir.

İşte orasını ben de bilmiyorum.

Kendi kendisini insan bekleme modundan nasıl çıkarır, düşünemiyorum.

Tdknın web sitesinde eksik olan şey rastgele butonu. Halbuki sözlüklerden satır bazlı fal tutan insanlardandık.

Bu aralar nedense bir film çekesim var. Filmleri çekmek konusunda üzerine düşünürsem yine hassasım ama gülenin işi kahve diyalogları aklıma garip insanlar getiriyor.

Senkronu bozuk bir adam, sesleri, başka sahnelerden, olmuşundan önce veya sonra ama hep zamansız duyan birisi, kadın programlarında mendilini sallayarak hayatını kazanan bir kadın ve Allah katında bir memuriyet sınavını bile verememiş şöför ittap bu aralar kafamı dolduruyorlar. Bir de orda kalan radyo hikayesi var. İkisine de bir yazman lazım.
E peki ben o da değilsem neyim.

American writersı sen yönet dedi gülen. Yok dedim. Bir kere anlatılan adamlar ölmüş. Ve yazar. Ve İstanbulda çekilecek. Yani boş kağıt versen hocaya başın ağrımaz.

Kafamda bir çok şapka örneğiyle, dünkü coco şanel faciası filmin ardından devekuşu olmadığım için üzülüyor üzülüyorum.

Bir yer var her şeyi söylemek mi mümkün.

istanbul
hosting