10 Şubat 2010, Çarşamba
saat: 15:46


Başı ağrıyan taraf artık kim?

Yıldan yıla kalmadan değer yargılarımızın kaynadığı ve buharlaştığı bir dönemde biz de hızlı bir biçimde fokurdamaya devam ediyoruz. Altından kalkabilenler sanırım klasik deyişle değişime ayak uyduranlar oluyor ancak değişimin bireysel uygunluğunu tartıştığımız anda bile o anı içsel bir çatışmaya harcadığımız için geri kalabiliyoruz...

Zamanında, bana ait olmayan daha 'benden' bir söylemle ruhumun kimyasına uymayan değer(sizlik)leri sanki her daim hissediyormuşcasına hayatıma dökmeye kalktığımda altından kalkmakta zorladığım bir döneme vardım.
Beni var edenin hangi duygular olduğunu unutup duygusuzluğun gücüne tapmaya başladım. Tecrübe ve itirafın bulaşık halini kendime saklayıp, bugün bence başı ağrıyan tarafın değiştiği hakkındaki ucuz görüşümü paylaşmak istiyorum.

Zannedersem 60'larda çekilmiş romantik sayılabilecek bir Amerikan filminde, kadının sürekli kocasıyla beraber olmak istediği, kocasının cinsel ilişkiye bile lütfen girdiği sahneler yer alıyordu. Kadın kocasını sürekli elinde tutmak istiyor, kocasıysa paçasını sıyıracak bir şekilde eşini öldürme planları yapıyordu. Adamın aynı zamanda bir gazete için hazırladığı günlük çizgi öykülerinde kendi planlarını anlatışı ve eşinin bunu tesadüfen görmesiyle film hızlanıyor ve kadının eve dönüşüyle de sonlanıyordu. Burada ehemmiyet vermek istediğim nokta, kadınların erkek avcısı rolünü o yıllardan üstlenmiş ve saf(!) Amerikan erkeklerinin bu ucuz oyunlara kandığını ama aslında bambaşka hayatlar; ki bu hayatta gün geçtikçe neredeyse gençleşecek, iri göğüslü, dolgun dudaklı, göze hitap edip konuşmalarının bir önemi olmadığı için kulağa herhangi bir hitabına gerek olmayan kadınlardan ibaretti, dilediklerinin altı çiziliyordu. Duygu yoktu, gününü gün edip, o kadınlarla yatmak vardı.

Kendi arkadaş çevreme baktığım zaman, aklıma buna yakın gelen ve beni şaşırtan bir olayı hatırlıyorum. Bir bara gidip rasladığım, sarhoş bir kadın, üstüne üstlük güzel de bir kadın, 'Bak bu benim eski sevgilim, ne kadar taş değil mi?' cümlesiyle yanındaki insanı tanıtması, o kişiyle aynı yatağı, ya da Otisabi'nin dediği gibi yatak olması gerekmez, cinselliği paylaştığı adamla gurur duymasından öte bir şey değildi. O ya da bu, bir adamla yatma zaferine ermesi onu tatmin etmeye yetmeyecekti tabi, daha çok erkek, daha çok istenilen daha çok beğenilen bir kadın ve işte kadının zaferi!

Sanırım bu şekilde başlayan ve biten ilişkiciklerde de sırtını dönen daha çok erkek oluyor, kadınlar tüm işveleriyle yataklarını paylaşmak istediklerinde erkekler alışık olmadıkları bu kadın tiplerinden sıyrılmak için bahaneler üretiyor. Bilinçsizce yapılan bu davranışların erkeklerin içindeki gelenek bağlanırından kaynaklandığını düşünüyorum. Şehir hayatındaki çok küçük bir karedeki insanlar olabilir bahsettiklerim ama yaygınlaşması kaçınılmaz.

Kadın açısından bu üstlendiği rolü kaldırıp kaldıramaması da muamma, yaşlarının ilerleyip bedenlerinin eskimesi ya da bu yaşta bile istenilmemeyi hazmedememek onları hangi noktaya taşır onu da kestiremiyorum. Tek hissettiğim, bir yerlerde bazı yanlışlar olduğu, zamanında da bugün de...



istanbul
hosting