|
14 Şubat 2010, Pazar
saat: 12:25
cin gibi hareketlendim yine erkenden uyanıp, fazla uyuyamamak yararıma şu süreçte memnunum bu durumdan. zaten kanımdaki alkolün dozu biraz aşınca kendini çok fazla uyuyabilen bir insan değilim. ancak dün erkenden "dönelim artık, yoğun haftaydı, yol da uzun, yorgunluk falan" diyen kendilerine uydugum arkadaslarımdan biri dolmusta diğeri eve döner dönmez "bana kalsa ben takılırdım daha, taksim e geçmişken" diyerek tepemi attırdılar. ben mi dedim ulan gidelim diye? ikinizden çok benim ihtiyacım varken, kırk yılda bir içkinin yakışıklılığına gönlümü kaptırmısken, pes. uzun zaman sonra karşılaştığımız bir arkadaşımıza birşeyler anlatıyordum nasıl olduysa konu elimdeki bardağı yüzüne boşaltacagım ayarıyla şakacıktan bitmişken, bir anda nereden çıktıgı belli olmayan insan evladı sanki konuştuklarımızı duymuş gibi elimdeki bardağa alttan bir tane koydu geçerken ve yere düşürdü. ben son votkamı yudumluyordum halbuki, "özür dilerim çok. ben barmenim zaten, getireceğim sana şimdi söz veriyorum" diye saçmaladıysa da getirmedi pezevenk. zorlasaydım keşke, tamam önemli değil neden denir ki? ben bu kibarlığı ne zaman bırakacağım? sevgili arsız ölüm ile karşılaştığımda da olmayacak bu: "ah tabiki, lütfen rahatınıza bakın ve nefesimi kesin!" aklıma önce centre pompidou önünde daha sonra da brüksel'de bir sokakta görüp, aşık olduğum azrail kılıklı kızıl geldi. o atmosferde büründüğü karaktere aşık olmuştum evet, nefes kesici gücün sembolü gezgin azrail. hızlı ve kaotik insan kalabalığı içindeki ağır, sakin ve şehvet -not dehşet- verici hareketleri, uzun süre etrafını ve insanları süzmesi, sonunda elinde tuttuğu tırpanın sapıyla yerde duran bakır para çanağına tüm gücüyle ani bir vuruş yapıp çıkarttığı sesle (para olmamalıydı onlar, birbirine çarpıp şıngırdayan nefesleriydi ruhların) insanları bir anda ürpertmesi, mükemmeldi.. hayran olmuştum, hatırlayınca bir daha oldum şimdi. beni farkedip uzaktan parmağının ucuyla tüm benliğimi esir ederek çağırdığı anı, kendine doğru çekip iskeletor benliğine beni zamkla yapıştırmış gibi e. ye poz verdiğimiz, biraz laflayıp yanından ayrılırken saçımı bırakmayıp, ucuna gelince çekip acıttığı anı ise hatırlamak istemiyorum çünkü bu fantastik anlarım, bir saat sonrasında yanındaki robot arkadaşı ile birlikte, kostümlerinin ve maskelerin bir kısmından sıyrılmış vaziyette kaldırım kenarında sırt çantalarının üzerinde oturup tıkınırken görünce başıma yıkılmıştı. insan mıydınız ki siz? nasıl bir hayal kırıklığıydı o? ama dedim ya alışkınım ben. neyse sıkıldım, canım waffle istedi. dün gece nedendir bilmem dedim ki kendi kendime, insanın dostlarından birinin madde ve alkol bağımlılığı üzerine uzmanlaşmış olması iyi bir şeymiş. ancak sonra düşündüm ki 6 aya kadar ülkeden pılısını pırtısını toplayıp gidecek olması kötüymüş.. ben de gideceğim en sonunda. çıkarımlarımda haklıymışım, biraz sinirliyim sanırım bugün. olsun zararı yok..ama güneşin var, hüzmeleri ile bir pipet gibi ruhunu delip enerjisini içiyor insanın. ada işini de düzenli hale getirirsek, harika olacak gibi geliyor. ruhum zaten ağırlaşmışken bedeni de aynı şekilde yoramam zira hamallığı yapan, bütün yükü taşıyan zaten beden, iyi davranmam gerek. not düşmüş oldum hatırlamak adına buraya. | ||
|
|
||