|
15 Şubat 2010, Pazartesi
saat: 02:19
Aylardır havaların da erken kararmaya başlamasıyla gün saat zaman gibi kavramlar bir birine karışmış durumda. 2-3 aydır kapalı olan cep telefonum ile ulaşamayan, ulaşamadığım insanlar pekte meraklısı değilim sanırım hoşuma gitmiş ki 3 aydır böyle devam ediyorum. Güzel bir çiçeğin altından vuran kırmızı ışığın tavana bıraktığı gölgeyi izlerken yarı dolmuş gözlerimle arka fonumda yeni aldığım istanbul hatırası filminin müzikleri olan plağımdan baba zula cecom'u dinlerken insan düşünmeden edemiyor ağlamadan gözleri dolmadan veya o tür bir duygunun patlama noktasına varmadan hemen önce gerçekten düşünmeden edemiyor; "ben bir bülbül olsam, ötsem bahçelerde, ben bir martı olsam uçsam denizlere..." Annem napıyordur acaba şimdi görmeyeli 3 ay oldu belki daha fazla kardeşim ise hala çocuk abisini özleyen çünkü ona abi olamıyacak kadar uzaklaştım. Her gün telefonda konuşuyoruz gözümde, kalbimde tütüyorlar ve bir adım kadar yakınlar bana. Neden görmüyorum sebebini biliyorum ama neyse keyifleri iyi işler düzelmeye başlamış biraz sevindim. Bu aralar işler çok yoğun bu hafta iş yerinde yatıp, kaldığımı söylemek doğru olur sanırım. Deniz Bank Beyazıt, Tuborg yeni bira, moda çekimleri derken sabahlara kadar yetmeyen çalışma saatleri yüzündn gece gündüz gündüzde gece olmuş durumda, güzel bir planım var bu çalışmaların karşılığını verecek 2011'e gelmeden. Ben bir bülbül olsam ötsem bahçelerde. Ahh tavanım harika görünüyor günce görmen gerek. | ||
|
|
||