15 Şubat 2010, Pazartesi
saat: 13:31


Dunyanin en eski ulkerinden bir tanesi,
dapdar sokaklardan
ve merdivenlerden olusan,
butun evlerin bir sur icerisinde yer aldigi
bir ulke,
San Marino.
Ne zamandir gitmek istedigim ama bir turlu vakit ayiramadigim dunyanin en eski cumhuriyeti olarak bilinen San Marino'ya dun adimimi atmis bulunuyorum sonunda.
45 dakika oncesinde uzerimizde ceketler
Adriyatik denizine karsi buz gibi biralarimizi icerken,
San Marino'nun karlar altinda olacagi aklimin ucundan gecmedi.
Isminden midir bilmem ama San marino'yu hep
gunesli, civil civil bir ulke olarak hayal etmistim.
Aksine, Rimini'den ayrilmamizin uzerinden 15 dakika gectikten sonra her yer karlara burundu.
Iner inmez ictigimiz sicak saraplarla
bunyeyi isitip, merdivenleri tirmanmaya basladik.
Herkes sis yuzunden o muthis manzarayi gorememekten sikayet ederken
benim keyfim gayet yerindeydi,
zira benim en guzel manzaram sehrin insanlari olmustur her zaman.
Gunun sevgililer gunu olmasi sebebiyle de
manzaram oldukca zengin ve kalabalikti.
Pilleri biten fotograf makinam bile keyfimi kaciramadi.
Pia'nin makinasini ele gecirip
en tepeye varana kadar fotograflar cektim,
ara ara magazalara girip isinirken
dukkan sahipleri ile konusup
az biraz insanlarini tanidim,
cok guldum, cok eglendim, cok usudum
ve San Marino'yu cok sevdim.
Boyle haftasonlarinin ardindan
pazartesi ise yorgun baslamak bile bir keyif,
bana tum bu firsatlari sunan isimi sevmemek
ne mumkun ayrica.

Gunun sarkisi; I cento passi - Modena city ramblers'dan olsun.

Kahve molasi.









istanbul
hosting