|
15 Şubat 2010, Pazartesi
saat: 23:11
Kaybolan kaşıklar nereye gider diye bir soru sordu. Kadın. Muhabbet kapısı ve ardında bir tavaf simülasyonu var. İnsanlar Hacda dönüyor perdede onun üzerine de muhabbet kapısı açılmış, dönüyorlar. Bu soru cevapsız kaldı. İkinci soru, network sisteminde üyeler üzerinden komisyon kazanmak caiz midir hocam dedi. Boludan Havva. Her iki soruya da cevap verilmedi. Ancak geride, şeytan taşlamaya geçildi. Bugün Oğuz Adanır ve Yörükhan Ünal kitaplarını, yeşil sermayenin açtığı bir kitapçıdan beşte bir fiyatına aldım. Oğuz Hocayı okumak çok enteresan, nasıl dersleri kaçırırım diye düşünüyorum bunca zaman. O herkese küskün ve kızgın sesi geliyor satırlardan. Üstelik üç sene tekrar etmiştim..Toplam kaç kere gitmişim.. Belki şimdi bir televizyon manyağı olmazdım, ve "onlar bu naneyi yerken" içerikli makaleler yazıyor olurdum. Yörükhanın ilk sayfadaki dipnotu sayfanın ve kitabın genelinden daha ufak ve daha fazla olunca hiç gerisine bakmadım. Boynum tutuldu, bir noktasına basınca, ayağımda müthiş bir ağrı hissediyorum. Yine de bugün, doktora gitmeyip televizyonda gördüğüm pilates hareketleriyle kendime pozitiv bir şeyler vermeye çalıştım. Polyanna günlerimde kendime yaptığım şeyler bazen o kadar salakça geliyor ki, umutsuz biri olmakla en iyisini yaptığımı düşünüyorum. Yere, ellerimi yanlara açarak üzerindeki tozları daha yakından gördüğüm halıya oturdum. Ellerimi açınca biri masaya biri koltuğa değiyordu. Oysa onlar, Üç norveçli hem konuşuyor hem de kendilerine ve bana şifa dağıtıyorlardı. Şimdi ellerimizi uzatalım. Şimdi ellerimizi öne. Ancak bağdaş kurmak bu vücuduma neredeyse imkansız bir hareket biçimi olmasını henüz düşünürken, o her tarafları elastike olmuş, yatakta benden daha fazla hareket eden, en azından ederken kart kurt diye belinden boynundan ve bacaklarından bir takım sesler çıkmayan kadınlar, hayatlarına döndü ve ben kollarımı uzatıp bacaklarımı bağdaşla kilitlediğimle kaldım. Recep İvedik, Şahan Gökbakar tarafından biçim değiştirmiş ve bir gerçek hali varsa, onu da muhtemelen mutsuz etmiş bir "yoktur". Şahan Gökbakar ne recepleri anlama ne yargılama ne de aydın kesime karşı düşündüğü gibi kullanacağı bir akla, yeteneğe ne senaryoya ne fiziğe sahiptir. O karakteri, sinema yazarlarının üstüne salıp, ki dediğim gibi o karakter normalde öyle şeyler yapmaz, geriye kaçmıştır. Aydınların hemen bu oyuna düşüşüyle, halk da olaya karışmış, "yok " da olsa, kendilerinden daha ezilmiş olan, acıyacakları adama koşmuşlardır. Bunu ivedilikle söylemeliyim ki, şahan gökbakar kendi o saldırgan, kontrolsüz, hırçın, çaçaron kolejli çocuk öküzlüğünü bir başkasına, gariban recepe yükleyerek, adeta onu kendi bedenine zorla sokan bir demon olmuştur. Bense, katmanduda başvurduğum hiçbir iş için yeterli seviyeye sahip olamayan biri olduğum için bu konuşmalarımı susturuyorum. Kedi, günlerdir koynumdan çıkmıyor, bir de camın kenarında durup uzun uzun gözleri dolarak-gerçekten- uzaklara(karşı apartmanlara) bakışı yok mu. Bu baya baya aşık olmuş veya benim boyun kanserinden öleceğimi hissetmiş veya veya buralardan gitmek istiyor olabilir. Şanslıysa, devlet ona bir pasaport verecek ve buralardan gidecez. Berlin havadisleri. Berlinde türk partisi laflarıyla, orda olmayı istedim bir an, çok çok.Bacağıma orada bir bıçak saplamış olabilirim ama yinede kendimi en sağlıklı hissettiğim yer. Yinde de her zaman, evde, bir şey yabancı kalıyor. Fazla düzenli. Evet ondan. Artık Niteliksiz İnsanı bitirme umudum neredeyse hiç kalmadı diyebilirim. Ancak yüksek sesle okursam magazin haberlerini bile ancak anlayabildiğim şu günlerde , Niteliksiz insan belli ki fazla kaldı. Üstüme kaldı. Aboov, ne başımı ağrıttı. Başka da, bir şey yapmıyorum galiba. Uyuman var uyanmak, ama bugün kendimi suni felce terkettiğimi düşününce, kendimi tophaneye ordan kumbaracı yokuşuna vurarak ilerledim. Belimdeki sırt korsem olmasa baya baya sağlıklıydım denebilir. | ||
|
|
||