16 Şubat 2010, Salı
saat: 10:57


o kadar dağılmış durumdayım ki toparlayamadım tam yarım saat kelimeleri, bir şekilde akmaya başlamalıydım, umursayamıyorum şu an her neyse. biri diyorum alsa zihnimi güzelce bir temizlese, düşüncelerimi yerli yerine yerleştirmekle kalmayıp organize etse, beceremiyorum uzunca süredir. berbat biçimde karışmış durumdayım, hiç birini organize edip motive olamıyorum, onlarla uğraşırken zamanın deliliği üstümü kirletiyor, parmaklarının izi boynumda doğum lekesi gibi, mutsuzluk hissini kuvvetlendiriyor.
beynimi alıp bir süre dinlendirmek o arada kafatasımı temizlemek istiyorum.
bu şaşkın kadın beni çok gaza getirdi, aslında gaz denemez zaten aklımda olan ve olması gereken şeyler ne zamandır lakin "nasıl"ı, "ne zaman"ı sıkıştırıyor bünyeyi biraz. herşey burada da ters giderken, bilmiyorum. geçen gün baktığım okulun linkini kaybettim, kaydettim sanıyordum halbuki ben. mart ta basvuruları baslıyordu okurken gaza geldim ama her an o gazı osuruk olarak bünyemden atabilirim, belkide attım. öyle bir potansiyel de var ama dün s. dedi ki "artık bu kadar odaklanmaya başladıysan vakti gelmiştir", cevap olarak "yok ya" diyebildim ancak. tek başıma planlarken çiğdem ile birlikte iki kişi olduk. ama benim ki daha uzun vadeli bir gidiş. olursa okul ve iş bir arada, o 6 ay gibi kısa bir süre düşünüyor da ben o konuda kafalayabilirim onu lakin neresi olacağı konusunda biraz kararsızlık var zira farklı sektörlerdeyiz, okullar ve işler dağınık olabilir. yalnız o kadar sıkılmış ki, 2 günlüğüne londra'ya kaçacak diye olmayacak yükün altına girmiş kuzenlerine uyup ve şu an hadi gidelim desem biliyorum ki gelecek. ki aslında bende diyemem en azından uzunca bir süre plan yapmam gerekiyor konuyla ilgili olarak, of bilmiyorum. bir yandan burada yapmam gereken onca şey varken. ama orada da yapabilirim. güzel bağlantılar kurma şansım var, olanak yaratabilirim.
kafamın içindekileri organize edemiyorum, e-de-mi-yo-rum ve bu beni gerçek anlamda çıldırtıyor. üretmeme engel olduğundan dışavurum da sağlayamıyorum. sadece bir saniyede bile binlerce şey geçiyor aklımdan ve durmuyor. birini yakalamış olmak tatmin etmiyor, haliyle diğerlerinin peşinden koşmaya çalıştığım için de yorgun düşüyorum, hepsini gerçekleştirme tutkusu. hem gerçek hem kurgu..artık savaşta değiller sadece sistematik işleyemiyor benim kellem. yıllardır böyle. dün s. hollanda yı düşün dedi, sen misin diyen rüyamda rembrandt ı gördüm bayağı sohbet ettik, kadınlarından biri oluyordum az kaldı. neyse. alternatif çok şu an önümüzde bakacağız belki de bakmayacağız, bakamayacağız çünkü zaten sıkıntıdayız maddi olarak hangi akla hizmet yelteniyoruz bilemiyorum. hadi ben normal bir insan evladı değilim, sürekli düşünürüm eserse de delilik yapabilme lüksüne sahibim karakter olarak, aç kalacak bile olsam, öyle bir tutku. ama sen aklı başında güzel kadın sana nereden estirdiler be yavrum, otur kariyerine odaklan mis gibi, zarifçe yürüyorsun işte. aslında haklı evet biliyorum.
pazar günü ayrılırken "düşün" dedi.
"düşüm" evet. ve düşünüyorum da, neden olduğunu bilemediğim korku var yalnız biraz ruhumu mıncıklayan, zamanın pis kokusu yüzünden olabilir diye düşünüyorum.

bakacağız, şimdilik erteliyorum bunları.
triarii desin bana, europa

sonra bıdığım söylesin swords to rust, hearts to dust
çok leziz albüm yapmış yine, geç farkettim. dilini, beynini yediğim..

bu müzikal işler bile sebebim olabilir, neyse.

ne çok neyse var hayatımda, siktir edip kurtulamıyorum.

istanbul
hosting