|
24 Şubat 2010, Çarşamba
saat: 19:04
İstanbul hakkında bir şeyler yazacaktım, ama kelime bir anda çocukluğumda babamın kullandığı araba gibi çok tanıdık, soğuk ama sıcak, eskide ama aklımda kalan bir hayale dönüştü. Hangi şehirde olduğumu unuttum, İstanbul kelimesi anlamsız geldi, yanlış mı yazıyorum dedim, internette eski aratmalarıma bakmasam aklım çıkabilirdi o an yerinden. Böyle bir kelime var mı, biz şimdi bu kelimede mi yaşıyoruz? Tıkandım. Sonuç: aklımı aldın bir anda, İstanbul. Tamam söz adam gibi yazar olmadan hakkında bir şey yazmayacağım. 02 Eylül 2009 Çarşamba geçmişten bugüne ya da bugünden geçmişe dün gece duygusal anlamda en büyük korkumla yüzleştim belki, geçmişe dair en can yakıcı hatta can yıkıcı dönüşe cesaret ettim. ne gariptir, bir şey hatta hiç bir şey hissetmedim. hissetmeye çalıştım, kabus gördüm üzerine ama anlamlandıramadım. midem bulandı biraz yalnızca. sanki bir ölüyle konuştum. yabancı mıydı hep yoksa ben mi yabancılaştım tüm bu olanlara? yabancıydı hep ve ben yabancılaştım tüm bu olanlara. buz gibi. hiç bir şey yaşanmamış, o acıların hiç biri paylaşılmamış gibi. ne o hastanede kalınmış, ne camlardan notlar yazılmış, ne gülünmüş ne ağlanmış. bu kadar soğuk bir yalan yuttuğumu uzun süreler hazmedemeyişimden anlamış olmam gerekiyordu, bu sabah anladım. eski cümlelerimle karşıma çıkan bir ölüyle hatta belki bir kabus kahramanıyla irtibata geçmişim gibi. bir robotla, bir botla. evren daha büyük geldi gözüme, daha sonsuz, havada uçuşan herhangi bir gözle görülmez toza haber yollamışım, o da beni duymuş nasıl olduysa yanıtlamış gibi. ne de olsa uzaktakileri donuk karelerle anımsıyor ve yaşıyoruz artık, gerçek gülümsemelerini hatırlamıyor, yalnızca objektife bakışlarını biliyoruz. 'ya evet böyle biri de vardı, hmm buradaki fotoğraflara bakacak olursak çok da eğlenceli bir hayatı var.' hepimizin mükemmel şıkır şıkır hayatları var bu ara. manken gibiyiz, ünlü gibiyiz, gibiyiz de gibiyiz; ama ancak gibiyiz işte. Böyle bir bağlantı adresi vasıtasıyla konuşurken ve hissetmezken hiç bir duyguyu şunu da farkettim; o çok eskimesede değişenlerle çok eskide kalan, sanal değil de bir şekilde hayatımda varken, ya da daha açıkcası hayallerim daha gerçekti o zaman dün gece kurduğum sanal iletişim yollarımdan, öyle korkmuşum ki olanları düşünmekten, tekrar tekrar yaşamaktan; bugün, acilen unutmam gerek diye kasıp kendimi daha çok anımsıyorum. nasıl olur da neredeyse her an düşünürken, günlerce haftalarca hatta aylarca aklına bile gelmemesi, ölümü böyle mi kabulleniyor yani insan? 1 yılda neler değişebilir? ne çok değişir? 2 yıl mı oldu yoksa? neler oldu? çok şey oldu ve ben tüm bunları nasıl silebilmişim? zihnimde sadece kareler var ve bu karelere bile tahamülüm yok; hafızamı tebrik etmiştim silme gücünden ötürü, o da yalancıymış meğer. korkuyorum hala, ya yeniden özlersem diye. özleyemem ki, özlemek için en az iki duygu lazım unuturum ama, daha önce nasıl unuttuysam. tüm bu mutlu günlerin içine zehirli bir iğneyi batırmaktı benim yaptığım, ucu içimde kırılırsa bu yaptığım en büyük hata olur. sil gitsin. sil gitsin. sil gitsin. you fucked my life, or my life was fucked up already, whatever. you only belong to, actually you do not even belong to anywhere in my life. fuck this shit. sil gitsin. sil gitsin. sil gitsin. i can see you are just a fucking robot, never know how to be a human. acınası günlerdi ama bitti. (zor oldu ama bitti) ben birinciyim, yok yeaa, en birinci benim. fucking idiot. not: bu yazıyı okuduktan sonra dinledim, en güzel hikayemi; bir zamanların ortak hisleri duymak bir kez daha şunu söyletti bana; iyi ki burada kalmışım. | ||
|
|
||