|
27 Şubat 2010, Cumartesi
saat: 17:35
saçma sapan televizyonlarda altyazıda geçiyor, "kör bir ressamın bilmemneyi çizebildiği gün" vazgeçecekmiş sevdiğinden! çok kez beyin yormuşumdur, aşk böyle aptal etmeseydi şu anda mevcut olandan çok daha ileri bir bilgi birikimine ve tekniğe sahip olurduk. âşık olduk mu günde yetmiş kere neyi düşündüğümüz belli, onun yerine birkaç gün boyunca gün başına elli kez bir bilimsel, toplumsal problem düşünsek çözümüne dair güzel bir katkımız olur. aptal ediyor demişken ilk cümlem de hatırı sayılır bir ispat: kör ressam filanı çizecekmiş! nasıl da kör olmuşlar, cep telefonu mesajları zihinlerine bağırsak paraziti yumurtaları serpmiş, larvalar peyda olunca böyle oluyor demek ki! her gördükleri vazgeçilmez, onsekiz yaşında böyle telef oluyorlar, büyüdüklerinde ise tenya larvaları da çoktan büyümüş oluyor. herkes aşırı dürüst, hiçkimse yarı yolda bırakmaz, ama herkes de beddua etmede: beddua eden hepiniz, canı çıkası terkeden de hepiniz, öyleyse en az bir yarısının beyni solucan artıklı bunların! onsekizinizde böylesiniz, beş kere eskitmişsiniz, onbeş kez eskitilmişsiniz, mide çalkatıcı iğrenç tatlı basur otları gibi kâlbiniz! hep düşünürdüm: "bir insan sakat doğar, acılar içinde ölür; peki hani evrenin adaleti vardı, kuantum enerjileri vardı, çakranız vardı bilmemneyiniz vardı hani?" diye pekçok kez zihnimdeki zıpır çocukla atışmışımdır ve tıkanma noktası şu cümledir: "hiçbir şey iyi olmak zorunda değil. sen iste her şey olsun, istemek almaktır?? hayır, maalesef öyle değil. inanırsan kazanacaksın? hayır..maalesef." işte bunu alıp kör ressam deneyi yapanlara uygularsak düşüncem şu oldu: "bazıları bozuk yaratılmıştır. dikkat et, hastalık değil, geçici değil, kâlpleri solucan sofrası olmaya meyilli, yapışkan bir madde pompalıyor!" tavuk ibiği yedik, eşek dokusu yedik, pehaş pehaş asit içtik, olacağı bu değildi de neydi?! | ||
|
|
||