|
01 Mart 2010, Pazartesi
saat: 17:20
sevgili sevgili, bu gün yokluğunun ilk günü. dün gece eve gidemedim. zira hiç bir yerlere sığamıyorum. azimu da kaldım. onun aile saadetini yaşadım biraz. sanırım farklı ortamlarda olmak iyi gelecek bana bir süre en azından kendimi bunlarla oyalayabileceğimi düşünüyorum zira burası hep seninleydi ve şimdi bu koca boşlukla nasıl başa çıkabileceğimi bilmiyorum. evet burda olmanı istemeyen, gitmenden bir şekilde rahatlık mutluluk duyan bendim ama şimdi karşıdan bana doğru gelen bir sen olmadığı için ve saatte nerdeyse akşam olduğu için pek bir garip hissediyorum kendimi. pek bir yalnız. pek bir terkedilmiş. kendimi motive edebilmek için bu lanet yere sabah pek bir süslendim. herkes ne kadar cici kız olduğumdan bahsediyor bu gün. ama bilmiyorlar ki ben cici kız filan olmak değil yalnızca senin ekseninde olmak istiyordum. gerçi zamanla bundan geçicem senden geçicem. hepsine birden alışıcam elbet ama olsun. yinede zor be güzelim. yine de çok zor be sevgili krom... buraya geri gelmeni istemediğimi söylediğimde suratının aldığı ifadeyi hatırlıyorum. daha dün akşamdan... ama bak sahiden istemiyorum. yoksa aynı saçma oyunu ne kadar oynayabiliriz ki birimiz birimizi tüketmeden hayata küstürmeden. ben olmasam buraya gelmek istemediğini söylediğinde ne çok mutlu olduğumu az çok biliyorsun ben her ne kadar belli etmek istemesem de. ama bak sen gelirsen ben giderim zaten. ya da ben zaten gitmek niyetindeyim biliyorsun. ahhh. senin olmadığın bi dünyada yaşamak ne kadar manasız geliyor bana halbuki. ama bana başka seçme şansı bırakmıyorsun ki alternatifte sunamayacak kadar korkaksın. tembelsin. uyuşuksun. evet di mi yaa! nasıl oldu da ben sana vuruldum böyle? ahh hani o yerinde durdumadığım söküpte ellerine bırakasım gelen kalbim varya benim o gerzek kalbim. şimdi onu kara kara şeylerin altına gömesim var. hiç sesi duyulmasın kendi başına çürüsün diye ne yapabilirimin yollarını düşünüyorum bir yandan da. ve bir yandan da yine dünya yansa umrumda değil. sen yanımda olmayınca öyle salak geliyor ki her şey öyle manasız ki... mütemadiyen kendi kıçını okşayan aptal salak müdürümün suratına kusup burdan gitmek istiyorum bende. yok senin peşinden gelmekte değil. sadece hepsinden hepinizden uzaklaşmak için. bi gitsem. bi gidebilsem... ah sevgili, sana söyleyeceklerim hiç bitmiyor. bütün masallarımın kahramanıymışsın gibi davranmak ne zor halbuki. sonu gelmeyen tüm masallarımın. arada görlerim doluyor. sonra cuma günü senin için yapacağımız kutlama geliyor aklıma. ne alaka di mi? ama tamda burda işte bu çılgın organizatör ruhum devreye giriyor. seni mutlu etmekten başka her şeyi unutuyorum. son akşam yemeği, son gece. veda gecesi, veda yemeği. ne boksa işte adı... ah sevgili, çok zor burası sensiz. ama sana bile belli etmemeye çalışıyorum di mi? herkes gelip seni soruyor bana. ban soruyor herkes seni. bok var da bana geliyorlar di mi! ahh sevgili, zamanla geçecek bunlar. bitecek bu haller. yanıp bitip kül olucak her şeyler... seviyorum ama seni. hala ve çok çok. şimdilik... "why would i carry such a weight on my shoulders?" "cos someday you'll see next time i'll try it another way" the do - on my shoulders | ||
|
|
||