|
07 Mart 2010, Pazar
saat: 21:07
Dün gece boyunca bu bir ayda öğreneceğim almanca ile daha sonra bazı tanıdıkları da devreye sokarak bir gemiye atlayıp, gitmenin hayalini kurdum. Melville aram iyi. Yarın Adaya, bizim Markizin köşküne taşınıyoruz. Bir Ahmed Hamdi Tanpınar romanına dönüşmeyiz umarım. Ya da bir Ahu Tuğba gibi yapraklı sonbaharlı havuzda boğulmayız ya da herhangi bir istikamete giden bir gemiden atlamayız. Hele almanca öğrenmişsek herle. Gerçi rapidşeirlerim hebaya düşmüş sayılmaz. Nasılolsa hiçbir şeyi adamakıllı çalıştıramıyorum. Almancanın benden bu denli dosyalarca uzakta olmasına karşı bugün Almanca gramer kitabı download ettim. Ancak, telaffuzu zayıf oluyor onun da... Masa üstümde ordan burdan guten morganlı tell me morlu alamanca linkleri. Üstelik şimdi anlıyorum forumlardaki kaba üyelerin kırık linkteki öfkesini. Onun dışında evdeki tuzu alümünyum folyoya sardım, elime de asya sosları şişelerini alıp, yarın ortopedik badanacı terliklerimi şıklata şıklata benciğimlen Fayton fayton bineceğiz. Her gün mantar yeme ile, sakin doğada içsesimle konuşup biraz onu sakinleştirmeyi amaçlamak arasında hala kararsız bir yerdeyim. Vapur ise hep bir option tabii, o da en son yirmi iki suları. Kadın isterseniz çarşagları getirmeyin ben veririm dediğinde, ömrü çocukluğu devlet kamplarında ki bir hiyerarşik ve vahşi düzlemde geçmiş olduğumdan hayır, mor, biz getiricez demiş bulundum. Şimdi donlarımı mı çoraplarımı mı alsam diye de bir tercihin ortasındayım. Pasaportumu alsam mı diye de bir seçimin ortasındayım, erken seçimlerim halinde, çekmecede bozduracak çeyrek altınlarım olmadığı için de bu bilgisayarın başında, yapacağım ne varsa, en ucuzundan yazıyorum şimdi. Bir de Semiha Berksoy'a gittik. Cesareti inanılmaz. Ama yapı kredide bedava sakız mı dağıtmışlar nedir. Her yerden bir cak cak sesi geldi durdu. En son dayanamayıp birine sinirli sinirli güldüm. Hiç oralı olmayınca da orayı terkettim. Galada gördüğüm bir oyuncunun benim bir mailine cevap vermemem yüzünden oluşunu kurup ertesi gün ona, kusura bakma ama ben senin aradığın kadın olamam gibi manyakça bir mail yazmış bulundum. Ersin Karabuluttan daha kötü, daha çiğ. Ama onu unutmuşlar çağırmayı ondan öyleymiş meğer. Yine de Ümit her katıldığı yerde ama ekip süperdi dedi durdu. Bir de bugün keşfettiğimiz yeni İtalyan menşeyli yoldan geçtik, İstanbul rüzgarlı, yalandan güneş çakıyor ama arkası puştluk belli ki. Güzel bir İtalyan şarabı içiyoruz. Bir takım yayınevlerine, bakın adaya taşınıyorum belki o istediğiniz bohem memur ben olabilirim, vapurum öğleden sonra, beni kaçırmayın içerikli ersin karabulutun adını bile aratmayacak başka mailler attım. Kendimi arada yatağın üzerinde, beynimi uzaylılar geri getirsin veya bunu alıp yenisini getirsin diye secdede buluyorum. Kıbleyi şaşırdığımdan olsa gerek. Kedi,doğaya meydan okuyarak önce çiftleşme sonrası hamile kalmamama hakkını kullandı, şimdiyse kızgınmış değilmiş bakmadan yatıyor kimse gelirse altına. Mahallede, konsantrasyonla gelişen bir çiftleşme isteği var, yoksa onlar da maarif takvimi mi var, martı ne bilsinler. Adada köpekler olmasın. Ya da hepsi benim olmadığım bir yerde olsun. Ve Almanca ilhamlar ve belki iş olanakları sunsun bana.-tercihim roma dondurmacılarından biridir)amin. | ||
|
|
||