08 Mart 2010, Pazartesi
saat: 01:33


Aşkı mümkün kılan, sözcüğün bütün anlamlarıyla "uzaklık" mı? Galiba!.. Yakınken güçlü bir şefkat, şiddetli bir şehvet var... Hatta çoğu zaman bunlar bile değil, yakınken geçerli olan birini tanıyıp alışmanın sımsıcak güvenliği! O kadar!

Kimsenin sevilmeye itirazı yok! Ama sevmeye gelince... Herkes kendini sevmeye çalışıyor.

Bir başkasını inat ve şiddetle sevenlere gelince, onların da ay gibi bir yüzleri karanlık! Ya ölesiye seviyorlar ya da öldüresiye!

Günümüz "âşıkları"nın duruşları opera sahnesini andırıyor. Tenor ve soprano aryalar vasıtasıyla birbirlerine aşklarını haykırıyorlar. Ama o sırada bile yüzleri birbirlerine değil, "seyirci"ye dönük... Roland Barthes bu durumu "aşkın müstehcen görüntüsü" olarak tanımlamıştı. Benim üzerinde durduğum nokta ise şu: Seyreden kalmadığında "aşk" da kalmıyor.

Haşmet BABAOĞLU

istanbul
hosting