|
09 Mart 2010, Salı
saat: 01:16
skiim seni nursel, bugün öleli 5 gün oldu. bana bişeyler diyorsun, yok yok, alenen dalga geçiyosun benle, duyuyorum. noolmuş yani, her gün binlerce insan ölüyo, iş mi? filan vızıldanıyosun. ben istiklalde yürüyorum, vitrinlere bakıyorum. eskiden vitrinleri hiç görmediğimi, yalnızca insanlara binalara bakarak sarhoş olduğumu hatırlıyorum. tekrar o hissi, ya da benzer bir heyecanı alevlendirmek için çırpınıyorum bi miktar. olmuyo. köpek gibi acı çeker, it gibi sevinirdim. sen her birine vardın, tamamdın. sana insan olmakla alakadar ne kadar zavallıca, küçük ve kirli bişey anlatsam, o kadar malumundu. şimdi topshop sponsorluğunda kate moss gibi süslediğin bedenine ilk kurtlar ulaştı. çok sevdiğin banyolar, üstüne şıkır şıkır kremlenmeler, saçını ütülemeler, hepsi biz yaşayanlara kaldı. skiim seni nursel, göt ettin beni. herşey o kadar pürüssüzce aynı, belki olması gerektiği gibi. belki diyorum çünkü hiç de emin değiliz; bu oturmak istediğimiz ev, seçtiğimiz koltuk, beslediğimiz kedi, saç kesimi, cugara hesabı, banner metni... hiçbiri aynı olmayabilirdi. doğru olduğunu gösteren tek bi işarete ihtiyaç duymaksızın, gelişine yaşıyoruz. işlere giriyoruz, hırslar ediniyoruz, bişeyler sahibi olmayı isteyip, olamayınca dertleniyoruz. duyuyorum seni kaltak, "borges'in atlası üzerinde sigara çalışacağına açıp okusan, bana bunlarla gelmezdin" diyorsun. haklısın. al o zaman, eminim bunu severdin: çöl piramitten birkaç yüz ayak uzakta, eğildim ve bir avuş kum aldım. sonra, biraz ileride, onu sessizce dökülmeye bıraktım. fısıltıyla dedim: çölü değiştiriyorum. eylem asgariydi ama pek de zekice olmayan sözcükler kusursuzdu. onları söyleyebilmek için, tüm bir ömüre ihtiyaç duymuş olduğumu anladım. peki. dağılalım şimdi. | ||
|
|
||