|
10 Mart 2010, Çarşamba
saat: 02:42
onun hayattan elini eteğini çekmesi benim lise sonda olduğum yıllara denk geliyor. burada en son kalışını hatırlıyorum. kalorifer kazanında sorun vardı yine, ev doğru düzgün ısınmıyordu. kalorifer peteklerine kıçımızı yaslayıp sohbet ediyorduk. daha önce ne sık gelirdi bize. evin üçüncü çocuğu gibi. yaz tatillerinin kaçı beraber geçmişti. ama o son gelişinde bir çekingenlik. her akşam elinde bir hediyeyle çıkıp geliyordu, öyle bir mahcubiyet. hatta son akşamında alacak birşey bulamamış da iki kilo muzla çıkıp gelmiş diye çok gülmüştük hep beraber. ondan sonra bir daha hiç göremedim. kendini yalova'da bir eve kapatmıştı, annesinden öğreniyorduk nasıl olduğunu. sonra, ama o sonra ta altı-yedi yıl sonra, yavaş yavaş iyileşmeye başladığında bir gün habersiz çıkagelmiş, evde bizden kimse yokmuş, ta ne zaman sonra öğrendik. birkaç ay önce yine çıkagelmiş bir akşam. saçları uzamış. odtü'ye dönüyorum yeniden demiş anneme. bense onu göremediğim neredeyse on yıl boyunca ondan hala sanki dün görüşmüşüz gibi bahsetmeye devam etmişim. öyle çok severim. o benim ne kadar çok sevdiğim, kendi kanım gibi hissettiğim, abi gibi değil işte, canından biri halinden eser kalmamıştı muhtemelen aradan geçen o kadar yıldan sonra. ama o haliyle karşılaşmamıza izin verseydi bile ya da cesaretini toplayıp buraya geldiği o iki seferden birinde evde olsaydım, hiçbir şey değişmezdi sanırım. nostaljiden de demiyorum bunu. öyle dünya güzeli bir adam, ben de hayatımda kimsenin bu kadar canı olmamıştım. şimdi tam karşımdaki fotoğrafla dolu duvarda, onun da olduğu üç tane var. birinde kadraja girebilmek için zıplıyor, diğerinde afili bir poz vermiş. bir de mezuniyet fotoğrafı işte. çipil çipil. o fotoğrafa bakınca insanın içinden onun canını yakan o birkaç orospu çocuğunu boğazlamak geliyor. öyle işte. çok özlemiştim. | ||
|
|
||