|
10 Mart 2010, Çarşamba
saat: 14:33
daha gelmeden biliyordu bir çeşme başında konaklayacağını nedenini kestiremediği kabullenişlerden biri de buydu. şehirden çıkmışsanız ve kırsala yürüyorsanız her şeyiyle meçhule bilinmeze kestirilmeze değişldir yürüyüşünüz. bıraktıklarınız hepten sizi bırakmış da değildir. bir yerinizde dinlediğiniz bir masal hep vardır. farkında olmak zorunluluğunuz yok. zaten her şeyi fark edecek genişliğe bakış açısına da ship deildir hiç bir insan. masaldır geri kalan her şeyini geride bırakmıştır. içten sessiz akan çeşmesiyle yürüyordur gölgenize basarak. bir çınar ağacı değildir suyunun döküldüğü yerde göğe yükselen. çamurdur ve bir atlamalık yer işgal etmiştir. yarı birikintilerle kesilen yürüyüşü azalarak akar. biliyordum der çökersiniz özentisiz yerleştirilmiş taşın üzerine. muhtemelen bunu yapan hala yaşayan hayır etme dirtisinin eylemi olarak yapmıştır. bir kaç adım öteden yarı beline kadar gömüldüğün topraktan söküp taşımıştır buraya. çevresine küçük sivri taşlar gömerek berkittikten sonra ilk kendi denemiştir. evet oldusuna karar verdikten sonra yüzüne bir avuç dolusu olmayan, çünkü avuçlanan hiç bir su bir avuç kalmaz yüzünüze gititğinde, suyu, muhtemelen serindir, serpip söyşe bir ağrıyan belini doğrulttuktan sonra. bu yoldan geçecek kim bilir kaç kişinin bu taşa oturarak yorgunluk gidereceğni ve böylece ne hayırlara kapı araladığını düşünmüştür. değişmeyen ritüellerdendir eğilip avuçlamak suyu.... insan gelirken mi getirmiştir suyu avuçlamayı. yoksa sonradan deneyerek mi bulmuştur bunu. düşüncedir hacimsiz de olsa yer eder zihninizde. eğer bir deneyimin ürünü ise insan öncesinde hangi olmazları denemiştir de sonunda avuçlamayı bulmuştur.kafasını sokup içtiğinde düşmüştür belki suyun içine. ya da elini batırıp içine ıslaklığı yalamıştır. ya da.... aslında özetle şu ki. hayattaysak hiç bir şey tamamen ve yalnız bize ait olmuyor. kendimiz olmak adına çıktığımz yolda bile ortak ayak izlerimiz var. eğildi ve suyu avuçladı. biliyordum dedi. bir çeşmeye rastlayacağımı yolumun bir yerinde. bir taşa oturup suyu avuçlayarak içeceğimi biliyordum. hiç kimse her şeyi terk ederek çıkamıyor yola. .... Belki burada bitmeliydi yürüyüş. Burada kendine bir dünya kurmalıydı. Ya da sadece oturup beklemeliydi. Eğer bitmişse yürüyüş geriye sadece beklemek kalmıştır. Ömrün vefa vakti… uzun soruların uzun cevaplarının olacağını zanneden bizler. Arayışla çıkılan yolun uzun olunacağı fikrini fark etmeden inanırız. Oysa belki ilk adım attığımız yerdi bizzat gömüleceğimiz yer. Orada nihayetlenen kocaman bir yolculuktur bir adım. Adımı atmaya karar veriş sürecimize baktığımız da adımların çokluğunun önemli olmadığını fark ederiz. Adım atmadan önce çok yol yürümüşüzdür zaten. Girip çıktığımız deneyip terk ettiğimiz bir çok yol olmuştur. Kimi geniş alabildiğine ferah caddeleri olan gündüzü ile gecesi arasında farkın kalmadığı, Kimi izbe akşamın bir vaktinden sonra girmek için deli olmak ya da gerektiği dar çok zaman yokuş yukarı ve muhtemelen çıkmaz, kimi dümdüz doğruca çıkışı gösteren yollar. Neticede denenmişler yürünmüşler ve tükenmişlerdir. Her yeni yol çok yolu içinde barındırır. Burada bitmeli yürüyüş. Hacerin kurduğu düzen gibi kurmalı. Zemzem olmasa da su işte. Ve her su konaklamak için iyi bir nedendir. | ||
|
|
||