|
12 Mart 2010, Cuma
saat: 02:33
beline kadar sarkıtıp -dili zamanları, ardından içirip içirip en afillisinden, konuşturmak vardı ileri geri, az devrik biraz savruk cümleleri sürüp önüne, evde kalmışından az beyaz peynir, biraz da roka sürmeli önüne en delikanlısından, ilk defa sayarmışcasına alfabeyi,titrerken sesin,terleyen avuçlarından habersiz bir tabiat-ı ruhiyeden uyanırcasına, hani ilkez içip de sarhoş olmuşsun likörün türküsünden, hani çıplak ayaklarının altında ezilircesine notalar, biraz üşür biraz sızlar gibi yarınlar, habersiz keyfekeder bir edayla dinlemek vardı karşısına geçip, doğruları derdi nasılsa, silip silip yırtana dek ciğerlerini sürerdi konuşmalar,kültablalarında dinerken sigaraların dumanı, şişede kendini arayan bir gölge kalırdı sonunda,en safından, küfrederdi her başı dönüşünde, cigara yakışının ağır kibrit kokusunda bir hatıra daha sönerken, o gecenin yalınlığında teslim bir voltaydı gece ile gündüze mütakip. boşluğa bırakasım var dedim ya anıları.. bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan kaçırıp gözyaşlarını, bir şemsiye altında, yahut bir pervazın dibinde ağlamalı, bırakırken nisanı,yağmurları bir kadeh anason rüyasında.. yağmura karışmadan ağlamalı, hayatın akışına kapılmadan yaşamalı, dedim ya.. ya gözyaşı olacaksın adamakıllı ya da yağmur... insanına sevdalı mayısına yorgun... yaza yaza ne kaldı ne kaldı ki bahardan... | ||
|
|
||