13 Mart 2010, Pazar
saat: 23:52


bütün hafta benim, herkesle rahat rahat görüşürüm zannediyordum. biyişciğin yok desinler diye cuma gittim hastaneye. bütün bir gün, babamın eski asistanlarının önce kuyruğa girip, sonra sırayla memelerimi sıkarak bişiyciğin yok demesiyle geçti. benim şuncacık halimden kalma abiler hepsi. eminim onlara birşey fark etmiyordur, ama ilişkide yeni bir boyut oluyor böylesi benim için. aman da hoppidiler yapmış, her mezuniyetimi görmüş, bir haltı daha geride bırakınca kucaklamış tebrik etmiş abilerden daha başkalar şimdi. nolur nolmaz diye bir de ultrasonla bakalım dediler. allahım başımda iki adam, onların arkasında olup biteni monitörden izleyen iki kadın. bir saate yakın mı sürer. saçmasapan sorular sorup korkutuyorlar insanı bir de. sonra bişiyciğin yok diye rapor yazdılar. bu bütün gün dilden dile dolaşan bişiyciğin yok'lardan sonra ameliyat kararı nasıl çıktı, ben ona şaşıyorum. olayı anlamlandırma şeklim şu: babamın eski asistanlarından memelerimi mıncıklamayan iki kişi kalmıştı, o gün biri izinli biri de ameliyatta olduğu için. onlar da mıncıklayabilsin diye düzenlenen bir tezgah bu. arkasında da amarika. zeynep'in anlamlandırma şekliyse şu: ailecek, birkaç ay önce arda'nın da ameliyatını yapmış olan haluk abi'nin canına kastediyoruz. kendisinin arda'nın ameliyatıyla ilgili ne kadar gergin olduğunu, o dimdik adamın, o teyy gidi dağlar gibi yıkılmaz adamın, dikişlerin alınması bittiği anda, oh herşey bitti çok şükür'e benzettiğimiz sesler çıkararak saliseler içinde pelte kıvamına gelmesiyle anlamıştık. benim ameliyatımı da kendisinin yapacağını henüz bilmiyor, pazartesi sendromuna ekleyelim, daha leziz olsun dedik. ama bu sefer tek başına olmayacak en azından, suat abi de gelecekmiş. falan filan.

ameliyat dedikleri de birşey değil anladığım kadarıyla. pazartesi günkü tahliller ve filmlerde ters birşey çıkmazsa, salı sabahı gideceğim, olcak bitçek, birkaç saat içinde kendime gelirmişim, akşama da babamla eve dönermişiz, hatta kendimi iyi hissedersem daha erken bile çıkabilirmişim. tesadüf eseri, gözde'nin patronu da aynı nedenle ameliyat olmuş dün, onu aradık sorduk, biraz ağrısı, az da şişliği varmış, başka da birşeyciği yokmuş. benim ne kadar ağrım olursa olsun gıkımı çıkarmamaya karar verdim. annem havadisi duyduğundan beri diken üstünde çünkü. ne kadar biyişciğim yok desek de hayal gücüne söz geçmiyor tabi. çamaşır makinesinde çamaşır yıkamak için benimle bir aylığına istanbul'a gelme planları yapıyor, ola ki ağrım sızım olursa diye. ama bir ay boyunca tek göz odada iki kişi çıldırırım sanırım ben. yahu salla gitsin, havalar iyice ısınsın, gezmeye tozmaya gel sen, adalar'a gideriz bak diye dikkat dağıtmaya çalışıyorum şimdilerde. cuma döneceğim diyordum. babama göre yine de dönebilirim. en olmadı birkaç gün ertelenir belki. ama işte bu hesapta olmayan şeyler yüzünden ışık hızıyla insan görüyorum. sonra böyle canım çıkıyor. yarın akşam da bir güruhun yanından atımla koşarak geçeceğim. çabuk toparlayacak olursam eğer, gitmezden önce birkaç kişi daha görebilirim belki.

öyle oldu böyle oldu. eski dost denilen kimsenin, bir yandan da her abukluğunu bilen insan anlamına gelmesi ve bunun da ne rahatlatıcı birşey olması ne güzel. gözde ne zamandır içinde patlayıp deli derler diye kimseyle konuşamıyormuş. bugün bütün bir gün anlattı. dünya kafasının içindeki o güzel ve saf anlamlara uymuyor diye vicdan azabı çekenler sadece romanlarda olmuyor işte. bense sanırım artık birazcık daha sağlam basıyorum. arada bir gözümü para bürüyor, ama allahtan hiçbir yerden para gelmiyor da rahatlıyorum.

istanbul
hosting