|
15 Mart 2010, Pazartesi
saat: 14:30
Yaklaşık 1 hafta önce Şahzene için parti verdik. Sorarsan kendisi ne yaptı ne etti Berlin'e erasmusla kapağı attı 6 ay için. Onu bu kadar heycanlandırıp mutlu eden kısa süreli ayrılık benim için biraz sıkıntılı oldu. Eski evden buraya taşındığımdan beri biraz yalnız hissediyorum kendimi. Diğer evde anlaşamıyor olsam bile etrafımda insanlar vardı oysa şimdi bu evde kediş ve ben yalnızım. İşten ayrıldıktan sonra hemen hemen tüm günümü evde geçirmeye başladım. Arada erkek arkadaşım, sevgilim, superman'im Emirhan dışında bu eve gelen kimse olmuyor. E ben de haliyle geç yatıp geç kalkıyorum, evde yalnızsam kediyle ona kediş ve psipsi demek dışında sesli bir konuşma yaşamıyorum. Bir de telefonlar var ama onlar sayılır mı bilmem. Neyse Şahzene gitmeden önce almanyada bir arkadaşının arkadaşı olan bir kız onda kalıyordu. 1 ay için İstanbul'a gelmiş. Şahzene gittikten sonra onun evde kalmaya devam eden arkadaşları kızın evde kalmasını istemedi. Bende evde çok yalnızım diye kıza bizde kalması teklifini sundum o da kabul etti. Kız 22 yaşında. Pek tatlı, pek güzel, pek akıllı, pek yetenekli. Bi süredir nasıl ne zaman oldu bilmem kıskanma duygularımı herhalde rafa kandırmışım. Kızı kıskanmıyor ama taktir ediyorum. Ama bu 1 hafta içinde anladım ki sinir olmaya başladım kendime. Açıklayayım. Şimdi bu kız Almanya'da moda okuyor ve moda fotoğrafı öğreniyor. Yine orda insnalara free olarak dağıtılan bir moda dergisine hem styling yapıyor hem fotoğraf çekiyor. Yetmiyor okula paperlar hazırlıyor. Yetmiyor entry başına nokia'dan 20 euro ve son model bir cep telefonu aldığı içine istediğini yazabildiği bir blog yazıyor. Bu blog sayesinde o konser benim aha bu runway benim geziyor. Yetmiyor dünya çapında geziyor. O da yetmiyor gezdiği yerlerde sahip olduğu tanıdıklarla moda dergilerine intern olarak giriyor, oralarda fotoğraf çekiyor. Her gece saat 2 de yatıp her sabah saat 8 9 gibi kalkıp gününü dolu dolu geçirebiliyor. Buraya gelir gelmez hatrı sayılır bir moda dergisine gitti mesela staj gibi. Normalde stüdyoda still life çekmesi gerekirken herkesin onu bir bebek gibi kırmaktan çekindiği o sevimli varoluşa sen İStanbul'a geldin bu saçmalığı yapmak zorunda değilsin, istersen hiç işe girme biz o stajı yazarız, istersen gel dilediğince takıl, kendine proje çekmek istersen de stüdyoyu kullanabilirsin dediler. Yani nasıl bir varoluş sen düşün Eminönün'de yapmayı planladığı çekim için alışveriş yaparken sağda solda gördüğü aplikler normalde toptan satılırken adamlar paket bozup buna hediyeler, büyük indirimler falan yaptı. Hani bizde turist kazıklamak diye bir söylem vardı, n'oldu ona yahu? Büyük Beyoğlu Pasajından aldığı kotun parasını kartla ödeme yapılamadığı ve onun da üzerinde nakit bulunmaması sebebiyle parayı sonra ödemek üzere kotu üstünde dükkandan ayrılabildi. Üstelik ödeme yapmadığı 4. gün bugün. Gelirgelmez istanbulda 50 lira para verip 10 gün boyunca sınırsız katılabileceği bir yoga dersi buldu ve oraya da gidiyor. Ve daha nicesi... Dün değil önceki gün de başka bir arkadaşı geldi Almanya'dan İstanbul'a ben de kıramadım hostel arayışımız esnasında fiyat fazla gelince o da ben de kalsın dedim. O kızın İstanbul'a geldiği gün aldım ikisini de Eskişehir'e konsere götürdüm. Dün de geri döndük eve. Yolculuk çok güzeldi. Tren başlıbaşına benim için bir keyif sahiden. Haftaya da bu kızın erkek arkadaşı gelecek ve o da burada kalıcak evde toplam 4 kişi bir kedi olucaz. Kediş çok rahatsız bu durumdan. zaten küçük olan ev iyice küçülmeye, evdeki dağınıklık gittikçe büyümeye başladı. Yine de biraz daha idare edebilirmişim gibi geliyor. Tabi ben bunlara kalın demeden önce Emir'e de sorudum sen ne dersin diye önce evet dedi, o evet deyince ben kıza söledim, sonra vazgeçti. Evin mahremiyetini bozuyoruz dedi, bu çocuğu tanımıyoruz, bu kız iyi bir yaratık ama onu da 1 haftadır tanıyoruz dedi. O zaman biraz fenalaştım ben. Çünkü aslında haklı olduğuna karar vermiştim ama bir kere kıza olur demiştim. Tren öncesi böyle bir mide kasılması yaşadım bu yüzden. Neyse ki trene bindiğimiz gün Emir kızın diğer arkadaşıyla da tanışınca kararında biraz yumuşadı. Kalsınlar ama mutalaka kıza çocukla ilgili sorular da sorucam dedi. Hala sormadı o başka. Dün kızın arkadaşı benim avuçiçi büyüklüğü olan ofiste, yerde uyku tulumuyla uyudu. Düşün artık ne acaip. Benim sadece bir tane uyduruk, metrodan zoraki alınmış ve içinde sadece 1 kere rock'n coke un ilk festivalinde uyuduğum sonra asla kullanılmamak üzere dolap üstüne kaldırdığım bir uyku tulumum var. Sonra acayip bir gözlemim daha var. Hani derler ya gavur kendine nasıl bakıcağını biliyor aynen öyle. Her sabah benim yıkaması çok zor diye 6 ayda 1 kullandığım katı meyva sıkıcağıyla havuçlar, mandalinalar, elmalar ve dahası sıkılıp mideye indiriliyor. Sigara keyfi içiliyor; hatta ilk hafta gelen kız benim içinde 1 paket sigara içtiğim evde "öksürüyorsun içme sigara dediğim" için sigarayı bırakı. Bana gelince... Hala geç yatıyorum. Evde daha Türkçe konuşmazken yılldardır kullanmadığım 2. dil olan İngilizce'yi konuşmaya çalışıyorum. İlk günler düzgün konuşuyordum ama şimdi nasılsa anlıyorlar diye pek siklemiyor gerekirse bir seferde irregular verblerin 3 halini de kullanıp gerekeni aradan seçimine sunuyorum. Kız her sabah kalkıp benim içini boşaltmaktan çektindiğim eski usul banyomda yıkanıp makyajını yaptıktan sonra giydiği yazlık kıyafetlerle salınırken ben en kışlık pijamamı ve sabahlığımı üstümden çıkarmadan evden çıkıncaya kadar oturuyor, kokuşmaya ya da rahatsız olmaya başlayıncaya kadar üşengeçliğimden yıkanmıyorum. Müzik dinlemiyorum, film izliyor ve kitap okuyorum. Internette çokça vakit geçirip yapabilmeyi istediğim yaratıcı fikirler edinip sonra onları bir kenara itiyor, harekete asla geçmiyorum. İş bulmaya çalışmıyorum. Evdeyken evi toplamıyorum. Bu ne biçim hayat be! Şimdi kız beni çağrıyor gitmem lazım. | ||
|
|
||