22 Mart 2010, Pazartesi
saat: 04:05


Bu gece bir karar verdim. Artık hayatımda ne yapmak istediğimi biliyorum. Bilgisayarın başına gezip yazmak. Önceki güncemi düzeltmeden dağınık bir kafayla ekleyiverdim. Nedense birilerinin ne düşündüğünü ve başarılı olup olmadığını umursamadan hoşuma gittiğini hissettim. En azından güzel duygular uyandırabilmişti içimde. Naifti belki, belki okunacak herhangi bir yanı yoktu ama .. her neyse. ben bir yükselip bir düşen yani aslında hayatı boyunca zıplamaktan öteye gitmeyen biriyim. Hastaneden çıkmadan bana getirdikleri oyuncak bile 'tiger'dı. Onu nereye sakladım, sarhoşken attım mı bilmiyorum ama, fiilen ve ruhen zıplamaktan normal yürümenin ne olduğunu asla bilemedim.
Küçük köpeğimiz gibi. O da asla düz yürümez, sürekli zıplar ve bu coşkudan çabuk yorulup onu kucağına almam için gözleriyle yalvarırdı. Ben de erkeklere yalvardım, gözlerimle, sözlerimle. Gururumu bir kenara bırakıp bunun aşk olduğuna inandırmaya çalışıyordum kendimi ama doğru olmayan bir şeyler vardı.Sarıldığım kucaklar beni asla tatmin etmezdi, edemezdi. İsteklerim karşılanmayınca asabiyetimle ortalığı yıkar döker, geriye kalanları taşımadan önce son sözü ben söyleyip, çeker giderdim.
Çekip gitmelerimin etkilerini tekrar zıplamaya çalışarak ya da yeni bir kucak arayarak atlatmaya çalıştım şimdiye kadar. Ama olmadı. Her seferinde eski kötü anıları silip, eski kötü kucakları yeniden ve yeniden aradım. Dostlar edinmiyordum çünkü. Bana gerçekten her daim sarılacak eski sevgililer aradım, ancak bu akıp giden hayatlarda mümkün değildi veya beni ya da o boş ya da dolu kucakları kırıyordu.
İzlediği romantik filmlerdeki aşka özenen kızları bir kenara bırakıp, asıl kızın en yakın arkadaşıyla ilişkisinin ne kadar tatlı olduğunu düşünürdüm hep, hala da bundan vazgeçmiş değilim. Benim de arkadaşlarım oldu elbet ama asla dostlarım değil. İniş çıkışlarım her zaman ya onları korkuttu ya kırdı ya da herhangi bir inişimde ben fırlatıp attım. Hemcinslerime asla doğru davrandığımı düşünmüyorum. Dürtülerimi sindiremiyor ve çoğu zaman onlardan o veya bu sebepten nefret ediyorum. Halbuki bu nefret çoğunlukla hissettiğim aptalca yetersizlik duygusundan ibaret. Kendimi ifşa etmek haz vermiyor bana ancak yazdığım hiçbir şey yaşadıklarımdan bağımsız olamıyor. Sonu başka biten hikayeler, değiştirilmiş isimler ama asla gördüklerim değil yaşadıklarım beni yazmaya itiyor.
Çok şanslı olduğumu söyleyen insanlar kadar şanssız olduğumu söyleyenler var. Şansın ne olduğunu da bilmiyorum. Tek yaptığım işaretleri görmeye çalışmak. Bazen çok geç bazen de çok erken. Tüm bu hoplayıp zıplamadan sonra nefes nefese kalıp kendimi koltuğa attığımda ilk duyduğum genelde kalp çarpıntısı olurken, yorgun hissedip asla kalkamayacağıma inandığımda uğultudan başka bir şey duyamıyor, geceden başka bir zamanda yaşayamıyorum. Bahar havasını ve güneşi gördüğümde kaçırdığım güne üzülsem de uyumaya devam ediyorum ve en kötüsü de tüm o coşkunun bitkinliğime kıyasla çok ama çok kısa sürmesi.
Size bir borderlinenın anılarını yazmıyorum, size bir histeriği ya da manik-depresifi anlatmıyorum. Size düzgün yürümek istemeyen ancak senelerdir zıplamaktan başka bir şey yapmayan bir kızı anlatıyorum. Tüm düzgün yürüme denemelerin fiyaskoydu çünkü asla o rollerdekiler beni anlatamadı.

istanbul
hosting