|
22 Mart 2010, Pazartesi
saat: 11:55
1) Dun buradaki parklarin birinde Turk gunu duzenlenmisti. Anadolulu kadinlar, erkekler, annelerinin eteklerine yapismis cocuklar, baris manco kopyasi guya rock ustasi bi herif, sarma, dolma, kisir, doner, baklava, gozleme, ebru, mehter takimi, havloom diye bir marka, fethullah gulen kitaplari, camii fotograflari, bir de 'sark kosesi' (oldugu kadar), Turkler bir de okul kurmus ama detaylarindan emin degilim. Benim gormek istedigim, tarif edecegim Turkiye daha farkliydi. Mesela Gaziantep denilince sadece camiileri gelmiyor gozumun onune. Tarih denilince sadece Mehter marsini dusunmuyorum. Kadin denilince yalniz din gelmiyor aklima. Benim gordugum dus bana sunulan gercege benzemiyor. Bu gercegin neresinde durmam gerektigini bilemiyorum. 2) Anthonie'yi seviyorum ve o da beni seviyor ama bu iliskiyi istedigimden emin degilim. Bu kararsizlik herseyi daha da parcaliyor. Simdi bir de onun evine tasinmamiz gerekiyor. Onun tembelligi ve sanssizligiyla bas edemiyorum ve o da benim kaprisli oldugumu dusunuyor. Ben cekinmeden ellerimi acip verebilmeyi istiyorum ama artik birami paylasirken bile huzursuz oluyorum. Oysa 3 sene icinde bir defa sinemaya gitmisligi ozveri sayiyor. Sanki benim yaptigim hersey 'normal'. Insanlara surekli birseyler sunmayi birakmayi ogrenmem gerekiyor. Cunku verdigim emek gozden kaciyor, kaniksaniyor ve ben karsiligini alamadigimi dusundugum icin kullanilmis hissediyorum. Hayatimda olmalarina izin verdigim herkesi sanki tanrinin elcileriymis, tum bu topraklarin asilleriymis gibi el ustunde tutmak istiyorum sonra istedigi gerceklesmezse simaran prenseslere benzetiliyorum. Bu nasil bir denklik ki? Hayir diyememek hayir demek istememekten farkli. Ve denk olabilmek icin daha tutumlu bir sevgili, daha tutumlu bir dost olmak zorunda olmak icimi acitiyor. Hersey gibi sevginin de ekonomiye indirgenmesinden utanc duyuyorum. O kadar kayibim ki.. | ||
|
|
||