|
23 Mart 2010, Salı
saat: 13:04
bugüne kadar her şeye bu kadar sardırmış olmamın tek sebebinin hayatımda hiç düzenli bir işte çalışmamış olmama bağladım düzenli bir işte çalışmaya başladıktan sonra. days run away like horses over the hill and i can't help it baby! her gün işe gelmeme rağmen tezimle ilgili de hayatımın en verimli zamanını geçiriyorum saha yapamamamı saymazsak. ki sahalara da en geç iki hafta içinde dönüyorum inşallah. bakma böyle mutluluk içinde yazdığıma, tabi tüm bunların görece olarak bir yoluna girmesi neredeyse bir yılımı aldı. ki görece kelimesinin altını çizmek isterim. eğer bir süre daha kendimi yatıştırma yolları bulmasaydım panik atak hastası olmam an meselesiydi. buldum mu dersin? şimdilik fena değil gibi gözüküyor, ilerisini kimbilir baby? yaşanılıyor, çalışılıyor, evin ihtiyaçları gideriliyor, borçlar ödeniyor, çok çalışılıyor, arada güvensizlik ve mutsuzluk ve benşimdineredeyimvetamolarakneyapıyorum sorgulamarıyla kafalar yeniliyor, giderek daha az insanla, giderek daha az söz kullanılarak yaşanılıp gidiliyor. büyük bir düzlük derdim illa bir şeyle tanımlamak zorunda olsaydım. ilginç olan şu ki hiçbir şeyle tanımlamak zorunda değilim. bir de çok kalabalık bir güruhla birlikte yaşamaktan bu kadar az insana geçmek ister istemez bir şaşkınlık yaratıyor insanda. bazen yadırgıyorum ama genelde memnunum, diğer kalabalık hale şaşırıyorum çoğunlukla. ama bazı anlarda bazı ayrıntıları, bazı hissiyatları hala o kadar çok özlüyorum ki. izin veriyorum kendime öyle anlarda, oturup özlüyorum, sevgiyle anıyorum, üzülüyorum niye şimdi yoklar diye. ama uzun süren çileci dönemimin ardından farkına varıyorum ki hayatta hiçbir dönem, hissiyat ya da varoluş hali mutlak değil, her şey değişmekte. bu bilgi panik duygumu alıyor elimden, rahatlatıyor beni. özellikle bazen "aman allahım, bütün hayatım böyle mi geçicek" diye tir tir titrerken hatırlıyorum, bütün hayatım birbirinden çok farklı şekillerde ve genel olarak ben nasıl istersem öyle geçecek diyorum. rahatlıyorum. o değil de yazıklar olsun lan size mazlum der ve özgür der! tüh tüküreyim suratınıza. demek sözde eşcinsel hakları, demek eşcinsel lobisi öyle mi. ne biçim insan hakları örgütümüşsünüz be. aptal bakanının aptal borazanları. demek kul hakkı sokakta araba çarpılarak öldürülen travestileri, nefret cinayetlerinde katledilen eşcinselleri, hayatları boyunca hiçbir heteroseksüelin yaşamadığı zulüm, kötü muamele ve ayrımcılık biçimlerini yaşayan eşcinselleri kapsamıyor. demek bu mazlumlara yetti gücünüz. bu ne yalakalık, bu ne utanmazlık be. yarın birgün memleketin uğursuz maço faşizmi size "sözde insan hakları örgütleri" diye saldırdığında yanınızda bugün aşağıladığınız eşcinsel örgütlerini bulursunuz yine de, salak olduklarından değil de insan hakları savunuculuğunda ilkelilik diye bir şeye inandıklarından. o zaman hiç utanmayacak, hiç yüzünüz kızarmayacak mı? yuh olsun be size! | ||
|
|
||